dünya nefesini üflediğinde

ikinin biri; ölümün iğnesi unutulduğunda

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• • Güzey ölünün elbisesini diktiği iğneyi tabuta koymayı unutmuştu. Dolunayın ışığı yola bakan büyük pencereden içeri girerken bir köşeye sünmüş, dizlerini kendisine dolayarak kırpamadığı gözleri ile boşluğa bakarken üşüyor olmasının sebebi bu olmalı diye düşünüyordu. Ölümü üstüme çektim. Tüm gün ara vermeden (helâ hariç ama onda da terzibaşının homurtularını duyduğundan neredeyse bir kısmını içinde tutarcasına hızlı çıkıyordu) elleri ağrıyana ve gözleri odağını kaybettiğinden iğneyi parmaklarına batırana kadar çalışmıştı. Acelesi vardı ve kimse de ona hatırlatmadığından (çünkü kimse böyle bir şeyi unutmazdı) iğneyi tüm gün oturduğu sandalyede bırakmıştı. Akşamın bu vakitlerinde tek gözlü odasında olup uyuyacağının hayalini kurarken şimdi dükkânda sessizlik içinde kendine lanetler okuyordu. Pekâlâ bunu üst katta da yapabilirdi (odalar hemen dükkânın üstündeydi) çünkü burada oturup ölümü beklemekle yatağında uzanarak beklemek arasında hiçbir fark yoktu ama Güzey ölümün onu odasına kadar takip etmesini istemiyordu. Ölüm geldiğinde kokusu gitmezdi neticede. Gecenin hangi noktasında olduğunu bilmiyordu. Tırpan onu ne zaman almaya gelir bilmiyordu. Ürperiyor ve bunu soğuktan ayırt edene kadar kalbi kulaklarını tıkıyordu. Ha geldi ha gelecek. Şimdi beni de götürecek. Sabah olduğunda terzibaşı onu burada iki büklüm görürse kıyameti koparır, dinlenmemiş oluşundan ötürü en ufak dikkatsizlikte azarlar durur ve gözünün önünden bir saniye dahi ayırmazdı. Uyumadıysa cezalandırılmalıydı. Güzey kadından korkuyordu korkmasına ama ona imreniyordu da. Hiç kimsesi olmadan bilmediği bir merkezde ayakta kalmıştı. Evlenmemişti, çocukları yoktu ve bu dükkânı kendi emeği ile kazanmıştı. Etraftaki kadınları ikna etmesi zor diye anlatırdı Güzey sessizce dinlediğinden; kıyafetlerden anladığını, onları iyileştirebileceğini söylediğinde kendisine gülmüşler (burada her zaman burnundan güler ve hıh sesi ile de süslerdi) ve onu süzüp önce kendi haline bakmasını ima etmişler ama o pes etmemiş. Güzey pes etmemelerin ne yapmak olduğunu anladığından pek emin değildi çünkü terzibaşı Neza perperişan halinden hemen herkesin ilk tercihi olan bir terzi oluşuna atlardı ve Güzey de soru soramadığından bu bilgi cevaplanmadan öylece kalmıştı. Dilsiz bir kıza kimse iş vermek istemediği gibi Neza da pek yanaşmamıştı ve kızı sertçe azarlamıştı ama Güzey'in anladığını ve gözlemlediğini fark ettiğinde ne zararı olabilir ki diye düşünerek (bizzat kendi sözleriydi) onu yanına almıştı. O günden beri (neredeyse on sene olacaktı) Güzey sessiz ama yetenekli (Neza idare eder dese de işlerinden memnun olduğu üstünden tekrar geçmemesinden ve bazen hiç bakmadan müşteriye teslim etmesinden anlaşılıyordu) bir terzi çırağı olarak güvenli bir çatı altında hayatta kalıyordu. Ve şimdi kendi elleriyle bunu mahvetmişti. Bir şeyler yapması gerektiğini biliyor, baykuşların ötüşleri arasında kararlı ve korkak olarak duygu değiştiriyordu. Bir hu ve Neza'ya söyleyeceğine ikna olmuş vaziyette konuşmasını ve bahanelerini hazırlıyor. Bir hu daha ve terzibaşının onu nasıl azarlayacağını, hatta hayal kırıklığına uğrayıp onu kovacağını düşünerek vazgeçiyor. Karanlıkta şekiller görmeye başladığı bir noktadaydı artık. Onu izleyen gözler hayal ediyor, yanan taşlar görüyor ve karartılar zihnine dolanıyordu. İğneler gözlerine batıyordu adeta, kırptıkça artıyordu acısı. Uyumalıydı fakat endişesi midesine inmişti, orada büyümüş, birikmiş ve kocaman olmuştu. Kusacağını hissediyordu fakat çıkartabileceği hiçbir şey de yoktu. Keşke endişeyi kusup atabilsem diye düşündü. Böylece uyuyabilirim. Ama midesinden atsa kalbinden, oradan çıkartsa beyninden bir türlü uzaklaştıramıyordu iğneyi. Ölüm bir iple ona bağlıydı ve dikişi cesede geri tutturamazsa ipler Güzey'e yamalanacaktı. Hayattan bir beklentisi olduğundan değildi bu korkusu, yalnızca huzurla günlerini geçiren basit biri olarak yaşlanarak ölmek istiyordu. Hem daha yaratıcı konusunda da fikrini kararlaştıramamıştı. Ya hasat edildiğinde yanlış inançtan ötürü kötü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku