dünya nefesini üflediğinde

dördün beşi; ruhun ruhu tükendiğinde

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• Uruk başta nereye gideceğinden emin değildi, kaybolacağından ve Kamların yanına döneceğinden korkuyordu ama yamacın yanına gidişleri ona umut vermişti. Orası bildiği bir noktaydı, oradan devam edebilirdi. Öyle de yaptı. Olanca ruh gücüyle obasına doğru koştu. Anne, geri geliyorum diyordu hevesle. İçten içe bir burukluk hissediyor, bunun saçma olduğunu biliyordu ama yine de engel olamıyordu. Kaçmış olması doğru olandı, orada bir mahkum olamazdı ve Yer ona bir şans vermişken (ki söz konusu Yer olunca bu iyi bir şey miydi yoksa bir felaket emaresi miydi hiç bilmiyordu) tekrar geri gönderilmeye katlanamazdı. Elbette kaçmalıydı. Elbette şansını kullanmalıydı. Obasına dönecekti ve buhurdanlıkta kurduğu o naif hayaller belki de gerçek olacaktı. Yeşillikler karardı. Birden değil, hayır, yavaş yavaş ama kokusu keskindi. Ölüm kokuyordu. Çürümesine fırsat verilmeden küle dönüşmüş bitkiler, ağaçlar ve biraz daha gittiğinde et. Uruk yere çökmüş birkaç varlık gördüğünde onların iyeler olduğunu biliyordu. Tanımasına gerek yoktu, muhatap olmasına gerek yoktu. Acılarını duyumsayabiliyordu, yanmış orman için ağlıyorlar, onlar da yanıyorlardı. Rüzgar ağıtlarını taşıyordu. Kuru dallar birbirine çarparak hüzünlerini aralarına katıyordu. Bir yerlerden uğultu vuku buluyor ve sonra sessizliğin baskısı üzerlerine çöküyordu. Uruk yanıkların arasından açıklığa ulaştığında obasının yıkıntıları ile karşılaştı. Sonra o yıkıntılar üzerine düştü ve sonra yıkıntıların altındaydı. Göğsü sıkışıyordu, kalbi atamıyordu; hiçbir şey için yer yoktu bedeninde ki bir bedeni yoktu öncelikle. Uruk öldüğünü hissettiği ilk ana geri döndü adeta. Hiçbir şeyi yoktu. Hiçbir şeyi kalmamıştı. Önce kendini kaybetmişti şimdi de annesini ve evini. Yazgı ondan nefret ediyor olmalıydı. Yer, bunları bilerek onu geri gönderirken ondan nefret ediyor olmalıydı. Tüm evren acımasız olmalıydı. Uruk tekrar ölmek istediğini hissetti ve gün batana ve gecenin sessizliğinde iyelerin ağlayışları baykuşlara karışana dek orada öylece oturdu. • Gün doğdu ama Uruk kıpırdamadı. İyeler kıpırdamadı. Orman kıpırdamadı ve rüzgâr esmeye devam etti. Gece baykuşlar geldiler ve tanda diğerleri. Ölüm kuş şeklinde gelir derlerdi ve şimdi Uruk tüm bunların ruhları toplamaya gelen aracılar mı olduğunu merak ediyor, kendi ölümünde etrafta hiç kuş var mıydı hatırlamaya çalışıyordu. Faydasız ve manasız bir çabaydı ama aklının kaymasını engelleyememişti. Kalkıp kendi yurdunu bulmak istedi ama hiç takati yoktu. Ruhu tükenmiş hissediyordu. Ben tükendim diyerek güldü çünkü tamamen bir ruhtan oluştuğunu yine unutmuştu. Yine de kendini kalkmaya zorladı, yıkıntıların arasında yürümeye başladı. İşte oradaki yanmış parçalar eskiden hayvanların eviydi ve şu yurt obalarının sağaltıcısına aitti; dört yana dağılmış, yer yer kırılmış sepetlerde eskiden çamaşırları döverlerdi, ötekilerde de meyveler ya da etler taşınırdı. Yerlerde kırık oklar ve yaylar vardı. İşlemeli oklar... Uruk için bir gurur meselesi olan, yüceliğin simgesi olan oklar. Hiçbir işe yaramamışlardı. Her yerde ceset vardı. Ölü erkekler. Cesur savaşçılar. Yaşlılar. Bilgeler. Uruk'un özendiği kimseler. Otağın yanından geçerken fark etmedi bile. İçgüdüleri orada bulunduğunu hatırlattığından durmuştu ama geride hiçbir şey kalmamıştı. Kendi yurdunu buldu ve arkasını döndü Uruk. Görmek istemiyordu. Annesi içeride miydi? Onu da öldürmüşler miydi? Böylesi daha iyi olurdu, değil mi? Cesedini görse Uruk daha ferah hissederdi. Kadının kokusunu hatırlıyordu. Endişelerini gideren sesini duyar gibi oluyordu. Bu çadıra defalarca girmiş, defalarca aynı huzurla karşılaşmıştı. Şimdi arkasındaki bu yığıntıyı tanımakta zorlanıyordu. Fakat yine de bakmak zorundaydı. Kalan parçaları kaldırmak için uzandı ama eli hiçbir şeye değmedi. Uruk tekrar denedi, kumaş parçasını ve birkaç tahtayı çekmeye çabaladı ama hayır, yapamıyordu. Yok hükmündeydi Uruk. Dokunamıyor, tadamıyor, sesini duyuramıyordu. Orada bir ceset bulacak olsaydı dahi onu gömemeyecekti. Öfke aniden bastıran bir yağmur gi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku