dünya nefesini üflediğinde

dördün ikisi; buhurdanlık hareket ettiğinde

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• Kendisine tekrar tekrar öldüğünü hatırlatıyordu. Üşüdüğünü hissediyordu. Ölüler üşümez diyordu. Nefesi daralıyor, göğsü sıkışıyordu. Ölülerin nefesleri yoktur diyordu. Gözleri doluyor, ağlamak istiyordu ama bir bedeni olmadığını unutup duruyordu. Gözyaşı aksa bu gerçek bir yaş mıydı ki? Bir dumandan ibaretti Uruk. Kendisinin bilincinde, tüm uzuvlarını hisseder haldeydi fakat o an için bir formu yoktu. Şekilsiz bir bilinç yumağından ibaret halde asılı duruyordu. Sıkışıklığın farkındaydı elbette ama sıkışan tam olarak neydi anlayamıyordu. Çok fazla ses, çok fazla sarsıntı vardı. Beni neden geri gönderdin diye düşünüyordu. Madem tekrar geri gönderilmek üzere bir buhurdanlıkta hapis olacaktı, Gök (ya da Yer) ne diye ona dirilmenin sevincini yaşatmıştı anlamıyordu. Yolbars'ın nereye kaybolduğunu merak ediyor, annesinin halini düşünüyordu. Bedeni neredeydi? Birileri onu bulmuş muydu ve toprağın altında mıydı şimdi yoksa bir ağacın dibinde kimsesizce çürüyor, hayvanlara yem mi oluyordu? Uruk titredi ama ölüler titreyemez di. Bulunduğu yerde başta yalnız değildi, diğer dumanların ona çarpışlarının etkisi ile dört dönüyor, bazen içinden geçen, ona karışan diğerlerinin düşüncelerinde buluyordu kendisini. Lütfen bırak beni diyordu biri, çıkartın beni diyordu öteki. Seni elime geçirirsem- Yaşlı bunak, kocakarı! Hepinizden nef- Ölmek istemiyorum. Çok genc- Bir ailem var- Anne? Uruk yalnızca susuyordu. Dış dünya suyun ardındanmışçasına dalgalı, bulanık ve de devasaydı; sesler boğuk, kopuk ve ağırca onlara ulaşıyordu ama yine de görebiliyorlardı işte ve Uruk bunun da bilerek yapılmış bir işkence yöntemi olup olmadığını merak etti. Bedensiz kalmış ruhlar olarak bu hapishanede dışarıyı izlemek cezaları olmalıydı. Ne yapıp da hak ettiklerini bilmediği bir ceza. Sadece obama av götürmek istemiştim. Fakat bir daha asla geri dönemeyecekti. Bir Yolbars'a yardım etmek istemiştim. Ama artık onun gerçek olduğundan da emin değildi. Bir kutsal kendisine yardım eden bir ruhu muhakkak korurdu, değil mi? Uruk bunlara inanarak büyümüştü, tüm obası bunlara inanarak yetişmişti. Fakat Uruk artık emin değildi. Buhurdanlığın içinde sallanırken midesinin bulandığını hissediyor ama bunun da kafasında (ki o da yoktu ya artık, zihni tam olarak neredeydi emin değildi) olduğunu biliyordu. Bir yurtta olduğunu fark ettiğinde başta heyecanlanır gibi olmuştu ama bu yerini bir burukluğa bıraktı. Kendi obası değildi, kendi yurdu değildi, çadırların hiçbirinde annesini göremeyecekti. Yabancı bir topraktaydı ve ne kadar uzaktaydı hiç bilmiyordu. Sonra buhurdanlık sallandı. Tüm ruhlar mümkünmüşçesine daha da hareketlendi, Uruk'un var olan bu dar ve dumanlı dünyası sarsıntı içinde çalkalanırken genç adam şekilsizliğinin darbe aldığını hissederek yerinde kalmak için büyük bir çaba harcadı. Beni al diyordu etrafındakiler. Çığlık atıyorlardı, dumanların rengi değişiyor, büyüyor küçülüyor ve her yeri kapladıktan sonra minicik olarak deliklerden sızmaya çalışıyorlardı. Beni seç! Fakat görünmez güç Uruk'u yakaladı derken Uruk bir göz kırpış anı kadar nefes alabildiğini hisseti: Sesler netleşti, kafası suyun altından çıktı ve renkler capcanlıydı. Tuhaf diye düşündü Uruk bu esnada. Dünyayı kısa süre önce görmeme rağmen her şey hatırımda ne kadar da griydi... Ama şimdi yeni bir buhurdanlığın içindeydi ve bu sefer tek başınaydı. Ölüyken dahi bir noktada diğerlerinden ayrılıyordu demek, ne yaptıysa kötü olmalıydı ki onu ötelemişlerdi. Uruk yine uğursuzluk getirmişti belki de... Uruk hayali bedeninin bacaklarını kendisine çekti, onlara sarıldı ve başını dizlerine dayadı. Belki de diğerleri gibi mücadele etmeliydi. Belki de yalvarmalıydı. Belki de aşağıdaki adamın onu geri gönderdiğini söylemeliydi, bu işe yarar mıydı ki? Yarayabilirdi. Belki de... Ama ne faydası olacağını düşünüyordu şimdi kara kara (duman duman ya da bu durumda içinde bulunduğu yeri düşünürse eskimiş altın altın). Ne diye kurtuluşu arayacaktı? Bedenine geri dönmesinin artık hiçbir manası kalmamıştı. Annesine mi dadanac…

Bölümün tamamını WritePad'de oku