dünya nefesini üflediğinde

üçün üçü; uyku yasak olduğunda

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• Uykudayken kapısını yumrukladıklarında tüm o sesin beyninde yankılandığını hissederdi Uya. Darbelerin her biri kafatasına iner gibiydi, kulaklarını tıkardı güm güm güm ler. En nefret ettiği sesti. Baş ağrısı için bunu suçlardı. Kürek miğferi ile temas ettiğindeyse tüm zangırtı dişlerine kadar onu titretmiş, kemiklerindeki zonklama katlanarak en tepesinde toplanmıştı; Uya o an gözlerinin yuvalarından fırlayacağını düşündü, dişleri tek tek dökülecek, kafatası bir yumurta misali çatlayacak ve o çukurda ölecekti. Buna inanıyordu. Soğuk toprak üstünde yatarken, dört bir yanından yükselen duvarlar ve karanlık üzerine basarken Uya solucanlara yem olacağı fikriyle yarım ağız güldü ama bilinci git gelliyken hangi zaman dilimindeydi bu emin olamadı. İlk düştüğünde miydi yoksa arada bir ayılır gibi olduğunda mıydı? Ruhu (eğer varsa tabii) bedeninden çıkmaya mı hazırlanıyordu yoksa bedeni çatlakları düzeltmek için harekete mi geçmişti? Soğuk etini kemiriyordu. Uya yarı baygın halde, toprağı duyabildiğine ikna olacak kadar süre boyunca orada kaldı ve bunun tüm gece mi yoksa birkaç ekmek kuyruğu kadar mı olduğundan emin değildi ama en sonunda sesler toprak kemirmekten, tahtaya vurmaktan kelimelere evrildi ve tepesinden gelen sesler duydu, ne dediklerini seçecek vaziyette değildi. Kollarının altından tutulduğunu, kaldırıldığını ve geriye doğru yatırıldığını hissetti; yarı açık yarı kapalı gözlerine batan ışık onu rahatsız ediyordu. Yarım ağız "Çekin şu ışığı," dedi. "Güneşi nasıl çekelim Çerim? İyi misiniz? Gidip sağaltıcı mı çağırıyorsun otacı mı, git hadi. Çeribaşına da haber verin. Hadi, ölüp üstümüze kalacak hay Azizim, işe bak ya." "Azizlerin isimlerini de versene be adam. Dua ediyor güya. Sen de kimi kandırıyorsan." "Yürü git, bana laf yetiştireceğine koş dörtnala; kadın ölüyor burada! Hapse mi düşmek istiyorsun salak." Uya konuşulanlara yarım yamalak mana veriyor, güneşin gözkapaklarını dahi aşarak onu rahatsız etmesine küfür etmekle daha çok ilgileniyordu. Sonra da kendi kendine gülmeye başladı ve başında dikilen adam deli olduğuna inandığı birkaç vah vahlama ile onu orada bırakıp gitmek ile beklemek arasında kaldı (Uya bunu mırıldanmalarından duyar gibi oldu tabii ama pek oralı olmadı, gülmekle meşguldü). Ardından Uya tekrar bilincini kaybetti ve Tınevi'nde uyandığında tüm bu sürece dair hatırladığı tek şey göz yakıcı güneşti. * Burnuna önce sirkenin keskin kokusu dolduğunda Uya kusmak istedi. Bir yerlerden esinti geliyor, dışarıdaki doğum ayının ılık havasını içeri taşıyarak onu biraz olsun rahatlatıyordu. Ağzında kuru kanın metalik tadını alıyor, bir yandan da türlü otların karışık kokusu pek yakınlardan yükselerek hislerini karıştırıyordu. Gözlerini tam olarak açabilmesi birkaç kırpış, ışık ve kamaşma kadar sürdü; her şey fazla parlak geliyordu. İlk gördüğü arkasındaki duvardan başlayarak tavana dek çizilmiş ağaç yapraklarıydı, ardından da alnından görüşüne giren beyaz bir bez parçası ve bu başının etrafındaki sargıyı hissetmesini sağladı. Sonra ağzındaki kuruluğu tattı. "Uyanmışsın," dedi bir ses. Parmağını Uya'nın yüzüne yaklaştırdı ve "Takip et bakayım," diyerek salladı. "Konuşabiliyor musun? Adını hatırlıyor musun? Başındaki ağrı ne kadar şiddetli?" "Sayende çok. Beynimi döndürdün." "Başın mı dönüyor yani?" "Ben öyle bir şey de—" Kalkmaya yeltenen Uya ansızın binlerce ok kafatasına saplanmışçasına bir ağrıyla çevrelendiğinde gözlerinin kaymasına engel olamayarak gerisin geri devrildi. "Deli misin be, kalkma sakın." "Söylemedin ki." Kelimeler ağzından yuvarlanıyordu şimdi, tekrar kendisini kaybedecek gibi olduysa da burnuna gelen kokuyla kısa sürede ayıldı. "Kusacağım sanırım." "Kovaya doğru kus lütfen." "Ne biçim sağaltıcısın sen." "Henüz tam bir sağaltıcı değilim, öğreniyorum. Emçimi çağırayım." "Başıma sağalçak bırakmışlar. Ben acemiyi mi hak ediyorum? Çekil—" Uya kovaya doğru kör bir halde yan dönerek eğildi ama denk getirdiği yer kova mıydı yer mi yoksa tiksinç bir ses çıkartan sağalçağın ayakları mı emin değildi. Uya…

Bölümün tamamını WritePad'de oku