dünya nefesini üflediğinde

üçün ikisi; boğazına kadar toprakla dolduğunda

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• Uya diğerlerinin aksine çabuk kızarıyor, daha çok terliyordu. Değiş vaktinden sonra tekrar içeri geçtiğinde yüzü çok az güneşe maruz kalmasına rağmen bir elma kadar aldı. Alkarısı demişlerdi ona, samimi olduklarını düşünerek. Uya da çiş suratlı diye yanıt verirdi ama o zamanlar daha toydu, her akşam kazurat görevine atanırdı. Akıllanması birkaç ay döngüsü kadar sürse de her seferinde düşünmeden çıkıyordu kelimeler. Herkes aşhaneye yönelirken Uya Boşluk'a yöneldi, avluya girdiğinde kendisini revakların altındaki sedirlere attı; mızrağını duvara dayadı, bir bacağı yerdeyken diğerini mindere uzattı, miğfer ve zincirleri de çıkartıp ayak ucuna attı. Başını duvara dayayıp gözlerini yumdu ve kuşları dinledi. Uzaktan insanların boğuk konuşmalarını duyuyordu, bir yerlerde öğlen çanları yükselirken sesler borazanlara karışıyordu. Belki biraz zorlasa hafif davulları ve diğer çalgıları da duyardı ama kulaklarını kuşlardan öteye taşımamak için gayret gösteriyordu. Avlu ortasındaki ağaçtan, revakların içindeki yuvalardan ve duvarlara yer yer oyuk kuş deliklerinden gelen farklı tonları dinleyip onları tanımaya çalışıyordu. Kervan geldiğinde izin vakitlerinde kervana gidip gelmesi onu yorar mıydı diye düşünüyordu. Kervan ona yaklaşmayacaktı, yanından dahi geçmeyecekti. Uya'nın kalkıp gitmesi gerekiyordu ve belki de sabah nöbetini alıp günün kalanını boş bırakırsa ve biraz daha hızlı kuvvetli bir at seçerse? O orada olacak mıydı? Belki iyi gününde denk gelirim ve beni hala bir çaylak olarak tuttuğunu anımsar? Oysa Uya kendisini unutmadığını biliyordu. On yıl önce ilk karşılaştıkları gün birbirlerini zihinlerine kazımakla kalmamış hayatlarında, bedenlerinde birbirlerinden iz bırakmışlardı ve Uya çekip gitse burada rütbelenmeyi beklemekten daha hızla başarıya ulaşacağını biliyordu ama giderse onun gözünde pes etmiş olacağından kalmayı seçiyordu. Telafinin, özrün kaçıncısına ihtiyacı vardı bilmiyordu, adam daha fazlasını da hak etmiyordu ve Uya artık sıkılmıştı. Bu sefer kervansarayda karşılaştıklarında (o da karşılaşırlarsa eğer) tekrar konuşmayı deneyecekti. Dilimi ısırsam iyi olacak ama o dik çenesi ile herkese yukarıdan bakışını gördükçe suratındaki ifadeyi silip onu rahatsız etmek istiyorum. Ne diye çeri olmaya karar vermişti ne Gök ne de Azizler'in bir yanıtı olduğunu sanmıyordu. Gözleri kapalıyken Göktekilerin Azizler ile bir araya geldiğini, Uya'nın hayat kararlarını tartıştıklarını hayal ederek güldü kadın. Hilye bu huyundan ötürü ona çok kızıyordu: İnanmadığı iki inançla da dalga geçerek etrafta dolanmasına, rahatça nükteler yapmasına, bir Aziz günlerine katılmasına bir Gök ayinleriyle Kam evlerinde dolanmasına, her iki tatilden de kendisine pay çıkarmasına... "Sen geçen Yalvarma Gecesi'ne katılacağım diye nöbetten kaytarmadın mı?" demişti Hilye, Uya henüz yeniyken. Yemekteydiler, çorbasını hızla içerken dilini yakmış ve olduğu gibi tasına geri akıtmıştı. İzaz'ın yüzünü buruşturduğunu, diğerlerinin iğrençliğine vurgu yapan sesler çıkardığını duysa da aynı tası içecek olan yine kendisi olduğundan aldırış etmedi. Herkesle arasının daha iyi olduğu vakitlerdi. "Evet, ne olmuş ki?" "E bu sabah da Kamların Solgun ayının başlangıcı için yaptıkları ayine katılacağını söylemişsin?" Uya, Hilye'ye bakışlar atıp hiçbir şey demeden yemeğini yemeye devam etti. İzaz boğazını temizliyor, karşısındaki Basat gülüyordu. Şimdi yandın dercesine başını sallıyordu. "Ne olmuş yani? Şehrimizin farklı inançlarına saygı duyuyorum, ne güzel." "Kızım, Azizci'ysen Aziz günlerini takip edersin, Gökler'e tapıyorsan Kamlar'ı takip edersin. Ne o öyle bir ona bir buna. Bana bak, nöbetlerden kaçacağım diye bahane mi sunuyorsun sen?" "Ayıp ediyorsun Çeri Hilye! Yabancıyım ben, merak etmiş olamaz mıyım? Belki inançları tanımaya çalışıyorum?" "He bir de inanmıyorsun yani hiçbirine?" "Ben öyle mi dedim?" "Dedin. Hatta yalan da dedin çünkü sabah ayinde bil bakalım kim yoktu?" "İzaz mı?" "Hayır, sen!" Basat bitmiş tepsisini alıp yanlarından ayrılırken İzaz'ı da dürterek kal…

Bölümün tamamını WritePad'de oku