dünya nefesini üflediğinde

birin biri; toprak ayağını kaydırdığında

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• • Orman iyesi onu sevmiyor ve bu da yaşamı olanaksız kılıyordu. Ya da toprak iyesi miydi? Uruk bu farktan bile emin değilken nasıl sevilecekti hiç bilmiyordu ama avlanmak için ormanda gezindiği bir günde ayağının kaydırılması pek hoşuna gitmemişti. Bu yamaç yuvarlanması yeterli değilmişçesine kendisini bir de yaralı bir Yolbars'ın yanında bulmuştu. İyeler onu kesinlikle sevmiyordu. Obayı horozlardan önce terk etmişti. Kemerden sarkan sadağı eskiydi. İçindeki geniş uçlu okları az, tutma yeri taptaze ve işlemesizdi. Henüz onlara hak kazanamamıştı. Annesini uyandırmamak için onu öpmemişti ama yine de şöyle bir bakmış, ardına yayılmış salık uzun beyaz saçlarını görmüş ve parmakları tuniğinin altına doğru boynundan bir iple sarkan nazar tılsımına uzanmıştı. Gök, bu sefer oklarının bir hedef vurması ve eve et getirmesi için ona yardım eder diye umuyor, tılsımın bu duasını yukarıya taşıyacağına güveniyordu. Oba, kıştan yeni çıktıkları bir yerleşim telaşındaydı ve bu vakitte bir avla dönmesi Uruk'un şansı adına büyük bir başarı yaratırdı. Açıklıktan ormana doğru girdiğinde kalbinin kulaklarında attığını işitmişti ama Uruk'un kalbi her zaman kulaklarında atardı, tüm bedeni nasıl bir göl kadar durağansa kalbi de bir o kadar bir dere kadar şiddetliydi. Saatler geçti. İki oku boşluğa saplandı. Bir tanesi kırıldı. Öteki bir tavşanı sıyırdı geçti. Hiçbir şey bulamadı da zaten. İçi daralıyor, nefes araları sıklaştığı gibi derinliği de uzuyordu. Öfkeliydi, üşümeye başlamıştı; toprağı tekmeleyerek yürüyor, önüne bakmadan söyleniyordu ve söylendikçe soğuğun yayıldığını hissediyordu. Sonra ayağı kaydı ve bir Yolbars'ın yanına yuvarlandı. İyeler onunla alay ediyordu. Gök ondan nefret ediyordu. Taguk yılında, aysız akşamda doğduğu için tüm dünya onu öteliyordu. Niyeti Bars'ı orada bırakmaktı. Başına bela almak istemiyor, gereksiz yük taşımakla ilgilenmiyordu. Kendisi olmak zorunda değildi, bir başkası pekâlâ birazdan şu ağaçların arasından çıkabilir ve şu büyük yaratığı görerek yardıma koşabilirdi. Avlamayacaklarını bilirlerdi muhakkak çünkü sıradan bir hayvan olmadığı barizdi. Tabii uzaktan bir avcı bunu ayırt edebilir miydi ondan pek emin olamıyordu Uruk ama iyelerin buna müsaade etmeyeceğini düşünüyordu. Gitmeliydi. Hem zaten işleri batırırdı. Hiç yardımı dokunmazdı. Birisi Yolbars'a yardım edecek, Uruk ise hava kararmadan bir şeyler avlayarak obasına dönecekti. Evet, yapacak önemli işleri vardı. Yuvarlanırken düşürdüğü kalan birkaç okunu toplamak gibi diye düşünüyordu ama kırılmış yayını gördüğünde hevesi kaçtı. Yolbars'a, ki öyle olduğu izlenimine nasıl kapılmıştı pek emin değildi çünkü pekala herhangi bir hayvan da olabilirdi, tabii bu kadar büyük, kocaman, devasa, ulusu ile karşılaşmamıştı ama yine de aklında beliren ilk kelime Yolbars olmuştu, arkasını dönerek uzaklaşmaya başladığında kendi kendine konuşuyordu. Evet her gün bir Yolbars ile karşılaşmıyordu, evet herkes kadim bir varlıkla karşılaşmak isterdi, evet tabii ki de ilginçti ve neden yaralandığını merak ediyordu ve evet elbette neden Gök önüne bir Yolbars düşürmüştü hiç bilmiyordu ve keşke karşısındaki sıradan bir Bars olsaydı, o zaman belki bir şeyler avladığını iddia edebileceği etle eve dönerdi ama Bars avlamak kutsala hakaret sayılıyor muydu acaba işte ondan hiç emin değildi ve onu bulan kişiler yardım etmeleri gerektiğini anlayabilirler miydi acaba— Kafasına inen bir darbe ile tüm ormanı inleten bir uğultu koyuverdi, dudaklarını kapattı ve sesi içinde tutarak bağırmaya devam etti. Kafasına düşen, adam öldürmeyecek kadar küçük ama şişlik bırakacak kadar büyük bir daldı. Başının üstündeki ağaca baktı, dilinin ucuna gelen sözleri önce havayla kesti sonra dudaklarını ısırarak geride tutmak için olanca çabası ile kıvrandı durdu ve sonra tüm dünya nefesini Uruk'a üfledi. Ölü olmadığını biliyordu elbet, bunu ummamıştı da ki ölü olsa işine gelirdi ama ölü bir Yolbars'ın uğursuzluk manasına geldiğinden emindi pekâlâ ve ölü olmadığına inanırken dahi yola devam etmişti tamam ama biris…

Bölümün tamamını WritePad'de oku