9.MÜTTEFİKLER
Yazar: Hüsna Çetin

9.MÜTTEFİKLER Boyları on metreden fazla olan ortlar çölde ilerlerken, Adel hariç tüm askerler mutluluk içindeydi. Herkes, ölümden uyanmanın verdiği sevinç ve umutla başkomutan Veles’in ardında ilerlerken; Adel, sıcağın verdiği yorgunlukla Veles’e içten içe küfrediyordu. Seyahat etmek için güneşin batmasını bekleyebilecekken neden bu öğle sıcağında yola çıkmışlardı bilmiyordu. Duatlılar, çöl yılanı olduğu için bu sıcak onları etkilemiyordu ve günlerce hiç durmadan ilerleyebilirlerdi. Ortlar, Adelin onlara verdiği diğer bir isimle Çöl Kaplanları; bu sıcağı ve kumu yuva bildiğinden, rahatlıkla ilerliyorlardı. Adel ise üzerinde uzandığı ortu bir süre inceleyip haklarında bilgi edinmeye çalışsa da sıcaktan dolayı yorgun düşmüş ve araştırma işinden vazgeçmişti. Yanındaki güya tarihçi olan ama hiçbir şeye merak duymayan Sorata ise gayet rahat bir tavırla ilerlemeye devam ediyordu. Adel birkaç kez ona soru sormayı denese de Sorata her seferinde onu görmezden gelip yanındaki kadın askerlerle sohbet etmeye devam etmişti. Adel’in anladığı kadarıyla çapkın biriydi; ona sorduğu onlarca tarih sorusunu görmezden gelmesine rağmen, sarı saçlı bir kadın savaşçı ona yıllardır yalnız olmasının zor olup olmadığını sorunca saatlerce konuşup, ne kadar zor bir hayat geçirdiğinden bahsetmişti. Başka bir kıza ise üzerindeki kıyafetin hanımefendilere uygun olmadığını söyleyip ona kıyafet hediye etmek istediğini dile getirip, iş yerine davet etmişti. Veles’in aksine oldukça güleç, sevecen ve çapkın biriydi. Yola çıktıkları andan beri Veles onunla hiçbir şekilde konuşmamış, sadece bazen askerlerinin birkaç sorusuna yanıt vermişti ama oldukça sessiz konuştuklarından Adel onların ne dediğini duyamamıştı. Aklında hâlâ yüzlerce soru vardı ve ne Veles ne de Sorata bunları cevaplamaya yeltenmiyordu. Adel, ziyadesiyle kandırılmış hissediyor olsa da Veles’in verdiği sözü tutup ona ailesini geri vereceğine inandığından bu duruma susuyordu. Ancak ailesini yanına aldığında Kraliçe Kalina’nın memleketine gidecek ve orada yaşayacaktı. Kalina, Duatlıların aksine oldukça nazik bir hanımefendiydi; günlerdir Adel’i aşağılayan Sitra’ya bile diz çöktürmüş, herkesi adeta kendisinin kölesi yapmıştı. Adel Kalina’nın bu gücünün sebebinin kraliçe olmasından kaynaklandığını biliyor olsa da yine de ona hayran olmadan edememişti. Adel asla kraliçe olmak istemese de insanların saygılarını kazanmanın ne kadar önemli olduğunu da biliyordu ve Kalina bu saygıyı kazanmıştı. Kendisi onlarca dili konuşabilmesine, kendi ırkına ve başka bir ırka yardım etmesine rağmen hâlâ saygı görmüyordu. Hâlâ insanların ve diğer ırkların gözünde kaçık biriydi. Oysa o bir gün gerçekten tarihi değiştirecek araştırmalar yapmayı, tarihi kitaplar kaleme almayı isterdi. Hatta kim bilir, belki bir gün yaşadığı bu tuhaf hikâyeleri roman olarak da yazabilirdi fakat tüm bunları yapabilmesi için önce saygı duyulan biri olması gerekiyordu. Elbette insanların saygısını kazanmak için kendini değiştirmeyi düşünmüyordu. Lakin yazdığı kitaplarla, tarihte bıraktığı izlerle ve gelecek nesillere aktaracağı bilgiyle anılarak hak ettiği saygıyı kazanacaktı. “Bunların üstünde gitmek hiç rahat değil, ayrıca çok sıcak." diye sitemde bulundu Adel. Artık şehrine gitmek ve rahat bir nefes almak istiyordu. “Hayvanın üstünde yüzükoyun yattığın için rahat hissetmiyor olabilir misin?” Sorata’nın sesi oldukça sıkılmış çıkmıştı. Adel’e ne cevap verirse versin asla susmak bilmediğinden sabahtan beri onu görmezden geliyordu ama doğrusu artık o da asker arkadaşlarıyla konuşup, kızlarla sohbet etmekten yorulmuştu. İnsanların şehrine giden yol, dağların arkasından geçtiğinden tüm çölü boydan boya geçmek ve dağların arkasından dolanmak zorundaydılar. “Hep aynı pozisyonda oturmaktan sıkıldım." dedi ve uzandığı yerden kalkıp düzgünce oturdu. İleride hâlâ çölden başka bir şey yoktu. “Ne kadar yolumuz kaldı?" “Az kaldı.” “Neden dağlardan geçmedik ki? Oradan gitseydik daha kısa sürede şehre ulaşırdık.” “Veles’in söylediğine göre mağaraların içinde…