Duat’ın Laneti

7.YILDIZDOĞAN ŞEHRİ

Yazar:

Duat’ın Laneti - Hüsna Çetin kitap kapağı
Duat’ın Laneti kitap kapağı

7.YILDIZDOĞAN ŞEHRİ ⚚ Veles, mezar odasından ayrılıp ailesinin yanına geri döndüğünde Adel bir süre tek başına mağaralardan birinin girişine oturup çölü seyretti. Kızgın kumlar çöl rüzgârlarından dolayı küçük toz fırtınaları yaratırken, Adel kumların ardındaki dünyaya gidebilmenin bir yolunu bulduğu için mutluydu. Rastgele bir günde girdiği mağara çökmüş ve kendini başka bir ırktan insanla dost halde bulmuştu. Şimdi ise önünde onu bu cehennemden kurtaracak bir seçenek vardı. Tıpkı Veles’in dediği gibi sanki kader ikisini belirli sebeplerden dolayı birleştirmişti. Ancak Adel bu birleşimin çok kısa süreceğini biliyordu. Çünkü her ne kadar aksini söylemiş olsa da Veles’in ırkına güvenmiyordu. Şu an ona karşı dostane bir tavırları olsa da ondan istediklerini aldıklarında onu adeta bir paçavra gibi dışarı atacaklardı. Adel, Veles haricinde hiçbir Duatlının sözüne güvenmiyordu. Onların tek amacı onu kullanıp köşeye atmaktı ama Adel buna izin vermemeye kararlıydı. Kısa bir süre onlarla kalıp güvenlerini kazandıktan sonra yanlarından ayrılıp dağların arkasına gidecek ve bir daha asla Rikar ülkesine adımını atmayacaktı. Bu ülkede ona ait hiçbir şey yoktu ve savaşa şahit olmak istediği son şey bile değildi. Çevirmenlik yapmayı, tarihi kaynaklar toplamayı ve en önemlisi tarihi olaylara tanıklık etmeyi her şeyden çok isterdi fakat ailesini savaş yüzünden kaybettiği için daha fazla kan görmek istemiyordu. O sadece savaşın merkezinde olmayacağı bir ülkeye gidip sakin bir hayat yaşamak istiyordu. Veles’in kendisine güvenip güvenmediğini bilmiyordu ancak Adel’in tahminine göre Veles onun er ya da geç ülkeyi terk edeceğini biliyordu. Adel, Veles’in kendisini neden yanında tuttuğunu anlamıyor olsa da bir süre oyunlarına devam edecek, sonrasında ise kendi yoluna bakacaktı. Bir süre çölün üzerine vuran güneş ışığını seyredip gelecek yaşamını düşündü. Rikar’dan ayrıldığında nereye gidecekti bilmiyordu ama bu ıssız bucaksız çöl gezegeninde illa ki bir orman olduğunu düşünüyordu. Tıpkı atalarının gezegeni gibi deniz ve ormana sahip olan bir yere gitmek istiyordu. Doğrusu, elinde net bir Vert haritası yoktu hatta şu an çölün dışına çıksa muhtemelen kaybolurdu fakat bunların hiçbiri onu gitme kararından vazgeçirmeyecekti. Adel, mağaranın girişinde oturmaya devam edip düşüncelere dalarken Veles yavaşça ona yaklaştı. “Adel, gel benimle.” Veles’in sesi hafifçe irkilmesine sebep olsa da ayağa yavaşça ayağa kalktı ve onun peşine takıldı. Veles onu herkesin toplandığı kralın odasına geri getirdiğinde Adel herkesin sıra halinde mağaralardan dışarı çıkıp çöle doğru yürümeye başladığını gördü. Kaşları çatılırken, Veles’e döndü ve merakla sordu. “Nereye gidiyorsunuz?” “Şehrimize gidiyoruz ve sen de bizimle geliyorsun.” ”Bu kadar çabuk mu? Ben daha eşyalarımı bile almadım neden bu kadar acele ediyorsunuz? Ayrıca şehriniz nerede, buraya yakın mı yoksa çok mu uzak?” Veles onun meraklı bakışlarına nazaran umursamaz bir tavırla yanıt verdi. “Çünkü çok fazla işimiz var Adel, eşyalarını daha sonra alırsın. Şimdi bizimle geliyorsun.” ”En azından şehrinizin nerede olduğunu söyle.” “Gidince görürsün.” Herkes mağaralardan çıkıp çölde yürümeye başladığında Veles de herkesin arkasına geçip onlara katıldı. Adel, geride kalmamak için olara katılsa da gitmeye pek istekli olduğu söylenemezdi. Eşyalarının hiçbiri yanında değildi ve şu an halkına düşman olan bir ırkla nerede olduğunu bilmediği bir şehre doğru yürüyordu. Kafasında bir sürü soru işareti olsa da Veles bu soruların hepsini geçiştiriyordu. “Ben neden yanınızda geliyorum peki? Üzerinizdeki lanet kalktığı için artık kitabınızdaki duaları kendiniz de okuyabilirsiniz, bana ihtiyacınız yok." “Üzerimizdeki lanetin kalkmış olması tanrımızın bizi affettiği anlamına gelmiyor. O ortaya çıkıp bize yanıt verene kadar kitaptaki hiçbir duayı okuyamayız. Bu yüzden de şimdilik senin yardımına ihtiyacımız var.” Adel’in kafası karıştı. Meraklı bir şekilde, “Anlamıyorum, tanrınız neden sizi affetmesin ki? Ayrıca geçen sefer tanrın çöld…

Bölümün tamamını WritePad'de oku