6.LANETİN TARİHİ
Yazar: Hüsna Çetin

6.LANETİN TARİHİ Orman bugün her zamankinden daha karanlıktı. Söğüt ağaçlarının dalları rüzgârla beraber sağa sola sallanırken Adel dallardan birinin üzerinde baygın halde yatıyordu. Rüzgâr saçlarını uçurup arkaya savururken Veles onu seyrediyordu. Kadının göz kapakları sanki açılmaktan korkuyormuş gibi sıkıca birbirine bastırılmış olsa da esen rüzgârın hışırtısı onu uyanmaya itiyordu. Göğsündeki korkunun sebebinin ne olduğunu hatırlamaya çalışırken aklında yalnızca kırmızı gözler vardı. Gözleri kapalı olmasına rağmen hâlâ o kırmızı gözlerin kendisine baktığını hissedebiliyordu. Yavaşça gözlerini araladı ve kurumuş boğazını temizleyip, “Neredeyim ben?” diye fısıldadı. Sanki etraftan bir cevap bekliyor gibiydi ama görebildiği tek şey büyük söğüt ağaçlarından oluşan bir ormandı. Adel ormanın rüyasında gördüğü yer olduğunu hatırlayınca bunun yalnızca bir kâbus olduğunu anladı. Ancak elleri ağrıyan boynuna doğru gittiğinde hissettiği diş iziyle beraber yattığı yerden doğruldu ve arkasında varlığını hissettiği adama döndü. Tahmin ettiği gibi hemen arkasında oturmuş, onu seyrediyordu. “Ne yaptın bana?" “Seni kendime mühürledim." “Ne?" “Kaçmak istiyordun ben de buna karşı çıkmak için seni kendime mühürledim. Yani bir nevi sana musallat oldum; bundan sonra burada benimle beraber burada yaşayacak, sonsuz ölüm uykumda bana eşlik edeceksin.” Adel onun söylediklerinden tek bir kelime anlamadı. “Hiçbir şey anlamıyorum, burası neresi? Buraya nasıl geldik? Neden bir ağacın üstünde oturuyoruz?” Hatırladığı kadarıyla en son Veles’in yılanlarından biri onu zehirlediği için ölmüştü. Acaba cenette gelmiş olabilir miydi? Yanında duran yaratığı düşününce cehennemde olacağı düşüncesi daha mantıklı geldi. ”Burası ölüm uykusunda yatarken gördüğüm yer, yıllardır burada yaşıyorum.” Adel’in kafası bu sözlerle beraber daha çok karıştı. Ölüm uykusuna yatan kişiler ormanda olduklarını mı görürdü ama o halde Adel neden buradaydı? “Peki ben neden buradayım?” “Birine musallat olmanın ne anlama geldiğini bilmiyor musun?” diye sorduğunda Adel başını iki yana salladı. Böyle şeyleri sadece kitaplarda okumuştu, gerçekte nasıl işlediğine dair hiçbir bilgisi yoktu. “Pekâlâ, daha açık anlatayım; seni zehirleyip sana musallat olduğum için bundan sonra burada benimle beraber yaşayacaksın. Bedenin elbette mezarımda olacak ama zihnin yıllarca bu ormanda yaşayacak. Tabii bu dediğim kitaptaki metni okumazsan olacak, eğer ırkımı uyandırırsan seni özgür bırakırım.” Sıkıntılı bir nefes verip başını ağaca yaslarken, “Bu yaptığına şantaj derler, biliyorsun öyle değil mi?” diye sordu. Veles’in ona o metni okutması için ileri gidebileceğini biliyordu ama bu kadar ağır bir şeyi de beklemiyordu. Etrafa bakıp ağaçlar haricinde başka bir şey görmek için çabalasa da tek gördüğü sonsuzluğa uzanan bir ormandı. Veles’in neden böyle bir yerde yaşadığı konusunda hiçbir fikri yoktu ama üzerinde oturduğu ağacın dalı oldukça küçük olduğundan Veles’le aralarında kısa bir mesafe vardı ve bu Adel’i rahatsız ediyordu. Biraz daha yana kaymak istese aşağıya düşeceğine emindi, yoksa çoktan onun yanından gitmişti. ”Evet, biliyorum.” derken güldü. Adel’e nazaran rahat ve huzurluydu, yıllardır yaşadığı yerden hoşlandığı söylenemezdi ama kadının er ya da geç kendisini bu cehennemden çıkaracağını bildiği için stres yapmıyordu. Onunki gibi cılız bir insan bedeni böyle bir yerde yaşamaya dayanamazdı, insanlar farklı ortamlar görmek isterdi ama Veles’in yaşadığı yerde sadece birbiriyle aynı boyda olan ağaçlar vardı. Her ağacın şekli, rengi ve türü birbirinin aynısıydı ve gidebilecek hiçbir yer yoktu. Veles bir çöl yılanı olduğundan burayı hiç sevmiyordu ama yine de yaşamak zorunda olduğu için mecburen katlanıyordu. “Şimdi bir karar vermeni istiyorum, bana yardım edecek misin yoksa burada benimle sonsuza dek kalmak mı istiyorsun?” Adel aşağıya baktığında yükseklikten dolayı adeta başı döndüğünden hemen gözlerini oradan ayırdı. “Seninle yaşamak istemiyorum, burası korkunç bir yer. Yüksekte olmayı severim ama…