Duat’ın Laneti

2.KUTSAL YÜZÜK

Yazar:

Duat’ın Laneti - Hüsna Çetin kitap kapağı
Duat’ın Laneti kitap kapağı

2.KUTSAL YÜZÜK Adel, kızgın çöllerde yaşayanların haricinde hiçbir canavara inanmazdı. O her zaman insan aklının erişemediği varlıkların bir uydurma olduğunu düşünürdü. Sadece gözle görülebilen varlıklara inanır, geriye kalan her şeyin masaldan ibaret olduğunu söylerdi. Ancak şu an karşısında duran varlık, ona okuduğu tüm bilimsel makaleleri unutturuyor, inandığı her şeyi yalanlıyordu. Böyle bir varlığı daha önce ne görmüş ne de duymuştu. Karşısındaki varlık, sırtında altı tane yılan taşıyordu ve fizik kurallarını umursamayıp tavana yapışık bir şekilde duruyordu. Altındakiler hariç bedenini kaplayan sargıların çoğu çoktan açılmış ve yere düşmüştü. O an Adel, onun bedenini daha fazla inceleme fırsatı yakaladı. Gözleri, elleri ve diğer uzuvları tıpkı bir insanınkine benzese de uzun tırnakları bir vahşi yaratığınki kadar sivriydi. Ve tahmin ettiğinin aksine adamın bedeni bir insanınkiyle aynı boyda değildi. Hâlâ bedenini az da olsa kaplayan sargılardan dolayı tam olarak onu görmese de epey yapılı ve uzun boylu olduğunu anlayabiliyordu. Adel kendi kısa boyunu düşününce adamın neredeyse onun iki katı büyüklükte olduğu kararına vardı. Gözleri adamın uzun, siyah saçlarının arasındaki parlak yeşil tutamlara değdiğinde saçlarının bir ölünün saçlarına göre fazlasıyla temiz olduğunu fark etti. Karşısındaki adam, kelimenin tam anlamıyla yılan ve insan karışımı bir varlıktı. Adel, gözlerini adamın bedeninden alıp sırtındaki altı adet yılana baktı. Her biri adamın kolları kadar uzun ve kalındı. Koyu yeşil rengindeki derilerinin üzerinde beyaz benekler olan yılanların gözleri tıpkı karşısındaki adamın gözleri gibi kan kırmızısıydı. Yılanları da tıpkı ona benziyordu, tek farkla yılanlar ona çatallı dilini gösterip tıslıyorlardı. Adel, adamın birazdan üstüne atlayıp onu parçalara ayıracağına emindi ama o sadece tavanda durup onu seyretmeye devam ediyordu. İstemsizce, “Canavar.” diye fısıldadı. Veles’in kaşları çatılırken, ”Canavar mı? Hani, nerede?” diyerek etrafına baktı ancak görebildiği tek şey eskimiş mezar odasıydı. Adel’in tam olarak neyi kastettiğini anlamaya çalışırken, şaşkınlık ve korku dolu bakışlarını kendisine doğrultuğunu gördüğünde adeta başından aşağı kaynar sular döküldü. “Umarım canavardan kastın ben değilimdir Adel.” Veles hiçbir zaman kendisini canavar olarak tanımlamamıştı ama karşısındaki saygısız onun bir canavar olduğunu söylüyordu. Asıl canavar Adel’di; gökten üstüne düşüp onu sonsuz ölüm uykusundan uyandırmış, izinsiz bir şekilde yüzüğünü çalmış ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi kendisine canavar demişti. Veles onun bir Vertli mi yoksa Dünyalı mı olduğunu anlamaya çalışsa da başarısız oldu. Kadın tıpkı bir Vertli gibi inatçı ve saygısız, tıpkı bir insan gibi küçük ve çirkindi. Kısacık bir boya, küçük bir buruna, dudağa ve ikisi birbirinden farklı olan küçük gözlere sahipti. Veles neden gözlerinden birinin mavi, diğerinin yeşil renginde olduğunu anlayamadı ancak düşündüğü kadarıyla Adel hastaydı. Adeta bir buğday başağının rengi gibi bir teni vardı, belli ki güneşte çok duruyor olmalıydı. Omuzlarının üstüne düşen düz saçları birbirine girmiş, toz toprak içinde kalmıştı. Veles bunun sebebini gökten düşmesine bağladı. Çünkü beyaz gömleğinin ve altına giydiği bol kumaş pantolonunun üzerinde de moloz parçaları vardı. Tamamen kirli ve tuhaf görünüyordu. Adel onun sözlerini duymamazlıktan geldi, şu an bir canavarla tartışmaya girecek hali yoktu. “Yanlış anlamazsan bir sorum olacak, sırtını nasıl o duvara yapıştırabiliyorsun? Bu fizik kurallarına aykırı da.” “Sen nasıl gökyüzünden kafama düşüp yüzüğümü çalabiliyorsun? Bu etik kurallara aykırı da.” Adel, Veles’in sözleri karşısında adeta dondu. Canavar adam sandığından daha zekiydi ama yanlış anlaşıldığı bir durum vardı. O bir hırsız değildi, yüzüğü ödünç almıştı. Hem bir ölünün mezarından kalkıp yüzüğünün peşine düşeceğini nereden bilebilirdi ki. ”Öncelikle şu konuya bir açıklık getireyim, ben senin yüzüğünü çalmadım. Sadece iskelet kemikleri, takılar, giysiler ve kitap gibi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku