Draegor: Küllerin Altındaki Kalp
8. Bölüm
Yazar: MaysaBerran

Bölüm görselleri

Merhabaaaaa, Yine nasıl gece geldim? Ne yapayım ancak herkes uyuduktan sonra nefes alabiliyorum 😂 Hepinizi bölümle başbaşa bırakıyorummm 😍 *** Vaedric gölün kıyısına doğru sessiz adımlarla yaklaştı. Ağaçların arkasında ona yakalsan tehlikeden habersiz gölün içinde balık tutmaya çalışan kadını izledi. Kadın arada başını kaldırıyor etrafına temkinle bakıyor sonra yeniden elindeki alete dönüyordu. İlkel bir olataya benziyordu. Ucunda bir iğne vardı ve kadın onu ince bir sopaya ip ile bağlamıştı. Dizlerine kadar gole girmişti. Elbisesi belini etrafında toplanmıştı. Teni soluktu, bedeni ince ve zayıftı. Ama sıradan bir zayıflık değildi. Kadın sanki hiç yemek yemiyormuş gibiydi. Hastalıklı bir zayıflıktı. Kül sarısı saçları ensesinde dağınık bir şekilde toplanmış, harcadığı efirdan bir kaç tutam boynuna yapışmıştı. Gözleri berrak bir yeşildi. Fakat bu güzel gözler rengi, göz altlarındaki morlukların gölgesinde kalıyordu. Vaedric kadını dikkatle inceledi. Hareketleri telaşlı ve güvensizdi. Sanki birine yakalanmamaya çalışıyor gibiydi. Tek başına olmaması gereken bir yerdeydi. İnsanlar kadınlarını ve çocuklarını değerli mücevherler gibi saklarlardı. Şimdiye kadar Vaedric bir kadının kura gününe yazıldığını hiç görmemişti. Belki başka bölgelerde vardı ama o hiç duymamıştı. Onları yalnız bırakmazlar, tehlikeye atmazlardı. Peki o zaman bu kadın neden buradaydı? Vaedric onu bulana kadar köye gizlice sızıp bir kadını kaçırmayı ya da kalabalık bir gruba dalıp bulduğu kadını kaçırmayı düşünüyordu. Ama kader, düşündüklerimizden daha fazlasıydı. Şimdi yeniden küçük ağlarını örmeye başlamıştı. Vaedric bir kaç dakika daha kadını izledi. Anlamsız bir çabayla balık avlamaya çalışıyordu. Asıl avın kendisi olduğundan habersizdi. Ağaçların arasından çıkarak silah gibi duran bedenini gözler önüne serdi. Sessiz olmaya çabalamadı. Kadın ondan kaçamazdı. Kadın, ormanın zemininde kırılan dal parçalarının sesiyle omurgasını dikleştirdi. Elindeki ilkel oltayı sıkıca tuttu. Başını hafifçe arkasına çevirdiğinde sıkıca tuttuğu olta suya düştü, ruhu çekilmiş gibi bembeyaz kesildi. Korktuğu şey köylülere yakalanmaktı. Bu gölde balık tutmak yasaktı. Fakat başka çaresi yoktu. Kardeşleri açtı ve onlara yemek bulmak zorundaydı. Bu uğurda her şeyi göze almıştı ama bir Vorthari ile karşılaşmak düşündüğü her şeyin ötesindeydi. Orman iki farklı ırkın karşılaşmasına tanıklık ediyordu, bir kez daha. Sert bir rüzgar ikisi arasında eserek toprak kokusunu taşıdı, gölün yüzeyi hafifçe dalgalandı. Rüzgar etraflarında dolandı ve onlara farkındalık kazandırdı. Ormanda her şey olabilirdiniz. Bir an zayıfken, bir an güçlü. Bir an avcıyken, bir an av. Bir an kovalarken, bir an kovalanan. Sofia, orman kanunlarını biliyordu. Eğer bir avsan yapman gereken tek şey kaçmaktı. Hiç beklemeden, duraksamadan. Bu yüzden Sofia Vorthari'yi gördükten sadece beş saniye sonra kaçmaya başlamıştı. Başını kaldırmış, Vorthari'yi görmüş, olmasını bırakmış, sert bir soluk almış ve koşmaya başlamıştı. Sofia mücadelenin ne olduğunu biliyordu. Hayatı boyunca yaşamak ve yaşatmak için mücadele etmişti. Sağlam bir bedeni olmasa da sağlam bir zihni vardı. Uzun süre kaçamayacağının farkındaydı. Saklanacak bir yere ihtiyacı vardı. Kayalıkların sık olduğu tarafa doğru ilerledi. Arkasından gelen telaşsız adım seslerin duyuyordu. Onu yakalayacağından o kadar emindi ki koşmuyordu bile. Ama sonra onun ne yapacağını anlamış olacak ki yeri ezen sert adımları daha yakından duymaya başladı. Daha fazla düşünmedi bulduğu ilk kayalıkların arasında kendini attı. İnce yapısı dar yarığa girmesine müsaade etmiş olsa da çıkıntılı kayalar kollarında kılcal çizikler oluşturmuştu. Büyük bir kaya merkezinden yarılmış ve mağara bile denilmeyecek bir açıklık oluşturmuştu. Ancak Sofia gibi sıska insanlar ve küçük hayvanlar girebilirdi. Yaşamak için değil saklanmak için bir yerdi. Sofia, Vortharinin ona ulaşamayağını düşündüğü bir mesafeye kadar kendini geri çekti. Bir ömür bile beklemesi gerekse burada bekleyecekti. Ölemezdi! Ölmekt…