[8] SON NEFESİN TANIĞI
Yazar: Şahnaz

‘Bir son, başka bir başlangıcın en acı halidir.’ Ölmüştü. Benim annem ölmüştü. Hayattaki tek dayanağım ölmüştü. Daha saatler önce sarıldığım, tüm dertlerime deva olan kokusunu içime çektiğim annem ölmüştü. Kollarımın arasında can vermişti. Sokak ortasında onlarca insanın arasında kurşun sırtına saplanmış, gözlerini oracıkta sonsuzluğa yummuştu. Arkasında kimleri bıraktığına bakmadan gitmişti. Küçükken annemi hiç ölmeyecek sanırdım. Hep yanımda kalacak, zor duruma düştüğümde ve elimi uzattığımda hemen elimden tutup dertlerime deva olacak sanırdım. Oldu da ama annem ölümsüz değilmiş. Hala kollarımın arasındayken bir kurşun sesi daha duyuldu. Hemen ardından sol kolumda hissettiğim acıyla yüzüm buruşsa da yüreğimde taşıdığım acının yanından bile geçmezdi. Etrafımı saran korumalar bir duvar gibi kimsenin ve hiçbir şeyin bana ulaşmaması için direniyordu. Yanıma diz çöken Kılıç bir şeyler söylüyordu ama ben duymuyordum. Gözlerim sadece annemi görüyor, kulaklarım sadece zihnimde ki seslerini duyuyordu. Bakışlarımı sadece anneme dikmiştim. Kolumun ağrısını bile hissetmiyordum. Durmadan dökülen gözyaşlarım, önümü görmemi engelliyordu. “Anne… Lütfen uyan.” Ağlamaktan kısılan sesim bile zar zor çıkıyordu. Kollarımda hissettiğim parmaklarla bakışlarımı karşımda duran kişiye çevirdim. Kılıç gözlerimin içine bakıp sesini bana duyurmaya çalışıyordu. “Efsa, gitmemiz lazım. Senin de canın tehlike de. Kolun kanıyor. Hadi!” Koluma baktığım da gerçekten kanadığını gördüm. Beyaz gömleğim kanlar içinde kalmıştı. Fakat bu önemli değildi. Annemin cansız bedeni ile öylece sokak ortasında oturuyordum. Artık hiçbir şeyin önemi yoktu benim için. Hiçbir şeyin. Kılıç, yüzümü avuçları içine almış, gözlerimin içine bakarak bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Normalde dışarı çıktığında yanına sadece Kartal’ı alan hiçbir şeyden çekinmeyen ve korkmayan adamın şimdi gözlerinden endişe akıyordu. “Efsa beni dinle, gitmemiz lazım. Anneni daha fazla burada tutamayız. Hadi gidelim. Sana da bir şey olacak.” Haklıydı. Annemi daha fazla burada tutamazdım. Onu götürmem lazımdı. Burada böylece kalamazdı. Kılıç’ın gözlerinin içine bakıp başımı onaylayarak salladım. Burası tehlikeliydi. Annemi götürmeliydim. Burası tehlike doluyu. Anılarımla dolu olan çocukluğumun geçtiği mahallem, şimdi tehlikeliydi. Allah’ım bu nasıl bir imtihandı böyle. Kılıç, bir kolunu annemin sırtından diğerini ise bacalarından geçirip onu kucağına aldı. Etrafımızı etten duvarlar gibi saran korumalar her an tetikteydi ama çok geçti. Olması gerektikleri zamanda koruyamamışlardı annemi. Şimdi bunun hiç önemi yoktu. Annem kollarımın arasından alınırken, ayağa kalkmak için kendimde güç bulamıyordum. İki elimde havadayken ben hala diz çökmüş bir şekilde, gözlerimden akan yaşlarla öylece olduğum yerde durmuştum. Damarlarımda akan kan bile donmuştu. Ellerim öylece havada asılı kalmıştı. Hareket etmek istesem bile beynim bu komutu veremiyordu sanki. Annem az önce kollarımda son nefesini vermişti. “Hayır… Hayır, hayır, HAYIR!” Çığlığım gökyüzüne karışırken kolumda büyük bir el hissettim. Kartal yanıma gelmiş kalkmam için bana destek vermeye çalışıyordu. Fakat ben yerimden kalkacak gücü kendimde bulamıyordum. “Efsa bana bak, bana bak…” Kolumda ki yüzü yüzüme kaydı. Parmakları çenemi sarıp yüzüne bakmamı sağlamak için yukarı kaldırdı. “gitmemiz lazım. Kolun kanıyor. Burada durdukça daha fazla zarar göreceksin. Kalk hadi!” Ne dediğini bile anlamıyordum. Zarardan bahsediyordu. Ben zaten en büyük zararı az önce almamış mıydım? Gözlerimden firar etmek için bekleyen gözyaşlarımdan dolayı Kartal’ın yüzünü net göremesem de, üzüntüsünü ve endişesini sesinden seçebiliyordum. Elini çenemden indirip bir kolunu omuzuma diğerini koluma destek olarak yaslayıp beni ayağa kaldırdı. Dizlerim de derman yokmuş gibi ayakta bile duramadım. Başımın dönmesiyle gözlerim kararmıştı. Bayılmadım ama yürüyemeyeceğimi anladığım için gözlerimi bir süre kapatıp kendime gelmek istedim fakat nafileydi. Kendimi kaybetmiş gibiydim. Kolum kanad…