[5] YAKLAŞAN TEHLİKE
Yazar: Şahnaz

‘Korku, bir yabancının ellerinde değil; adını bilmediğin bir kaderdedir.’ Göz kapaklarımda ki yanma sonucu uyandığım yer şok ediciydi. Daha önce hiç görmediğim bir odada uyanmış, ne yapacağımı bilememiştim. Uyandığım yatak, gözlerimi açtığımda gördüğüm tavan, odada ki eşyalar daha önce görmediğim şeylerdi. İlk şoku atlattıktan hemen sonra odanın köşesinde duran kapıya koşmuş ne kadar çabalarsam çabalayayım kapıyı açamamıştım. Kapı kilitliydi! Bağırıp çağırmam o an için bir işe yaramamıştı. Kapıyı yumruklamış ama hiçbir sonuç alamamıştım. Şu an ise yatakta oturmuş başıma gelenleri düşünüyordum ve kafayı yemek üzereydim. Daha bir ay öncesine kadar hayatım normal seyrinde ilerlerken aniden anlam veremediğim bir şeyler olmuş, hayatım birbirine girmişti. Kader bana büyük bir oyun oynuyor ama ben ne yapacağımı bilmiyorum. Elim kolum bağlı bir şekilde bekliyordum. Gözlerim istemsizce odanın içinde gezindi. Normal bir evde ki odalardan farkı yoktu. Beyaz duvarları, duvarlarında asılı birkaç tablo ve bir duvarı baştan sona kaplayan kocaman bir pencere vardı. İki kişilik bir yatak, kıyafet dolabı, beyaz yumuşak bir halı ve makyaj masası ile oda bir bütündü. Saatler geçmişti. Kapıyı her ne kadar açamayacağımı bilsem de denemiş, hiçbir sonuç alamamıştım. Uykum gelmeye başlamıştı. Aç ve yorgundum. Yanımda telefonum olmadığı için saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Başım omzuma doğru düşerken, kapıdan kilit sesi duydum. Oturduğum yataktan hızla doğrulup ayağa kalktım. Etrafımda elime alıp kendimi koruyabileceğim hiçbir şey yoktu. Arkamda duran duvara doğru yavaş hareketlerle ilerlerken kapı açılmış ve gördüğüm kişi karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. Açık kapının önünde Kılıç duruyordu. Beynime aniden dank eden gerçekle olduğum yerde hareketsiz kaldım. Hayatımı mahfeden adam beni kaçırmıştı. Hem de babamın olmadığını öğrendiğim mezarın başında ağlarken. Kalbim, göğsüm parçalayacakmış gibi atıyordu. Nefes almayı unutmuş gibiydim; ciğerlerime dolması gereken hava boğazıma takılı kalmıştı. Olduğum yerde durmuş, hareket etme kabiliyetimi unutmuş gibiydim. Buraya geldiğimden beri beni kimin kaçırdığını düşünüp durmuştum ama bu adam bir kere bile aklıma gelmemişti. Günlerce beni takip etmiş adamın, şu an resmen avuçlarının içindeydim. Ben en son babam sandığım kişinin mezarındaydım. Saatler önce bu odada uyanmış, kimin beni kaçırdığını düşünürken aklımı yitirecek gibi olmuştum ama şu an karşımda gördüğüm kişi bütün sorularımın cevabını taşıyordu. Yıkılmaz bir duvar gibi karşıma dikilmiş keskin gözlerini üstümden çekmiyordu. Üstümdeki şaşkınlığı bir kenara bırakmam gerektiğini hatırlattım kendime. O karşımda böyle yıkılmaz dururken benim zayıf görünmem olmaması gereken bir şeydi. Bakışlarını üstümde gezdirip, baştan sona süzdü beni. Az önce ifadesiz olan bakışları şimdi düşünceli bakıyordu. Düz kaşları hafifçe çatılırken daha fazla beni izlemeyip arkasında duran Kartal’a döndü. Kaş göz işaretiyle ona bir şeyler söyleyip buradan gönderdi. Odada sadece o ve ben kalmıştık. Tekrar bana bakıp konuşmaya başladı. “Üstün başın çamur içinde kalmış.” Anlamsız bakışlarım kıyafetlerime inince, ne demek istediğini görmüş oldum. Beyaz kalın badim ve uzun eteğim çamur içinde kalmıştı. Ben bunu nasıl fark etmedim. Babam sandığım ama aslında kim olduğunu bilmediğim birinin mezarının başında ağlarken bulaşmıştı bu çamur bana. Bunun farkında olmak yükümü daha da ağırlaştırıyordu. Bakışlarımı kıyafetlerimden çekip, ona bakmaya başladım. Olduğu yerde durmuş hala beni izliyordu. “Sen kimsin olduğunu sanıyorsun. Beni nasıl kaçırırsın?” Üstüne doğru yürüyüp tam karşısında durdum. Uzun boyu sebebiyle başımı yukarı kaldırırken, onun da bana doğru bakışlarını eğdiğini fark etmem nefesimi tutmama sebep oldu. Ama bu hesap sormama asla engel olamazdı. “Benden ne istiyorsun sen? Neden kaçırdın beni?” Sesimi yükseltmem onun yüzünü buruşturmasına neden oldu. Sorduğum hiçbir soruya cevap vermemesi beni daha fazla sinirlendirirken konuşmamam için elini yukarı kaldırdı. “Bağırma.” K…