[2] SENİN YANSIMAN
Yazar: Şahnaz

“Bazı yollar, yürümeye karar verdiğin anda seni geri dönüşsüz bir sona taşır.” Başımın ağrıyamaya başladığını hissettiğimde iki elimi de şakaklarıma götürüp yavaş bir tempoyla ovalamaya başladım. Her zaman geldiğimiz bu sakin kafe, diğer günlerin aksine bugün çok kalabalıktı. Sınav tarihlerimiz yaklaştığı için Aras ile buluşup, çalışma kararı almıştık. Bunun için yanlış bir gün seçmişiz sanırım. “Efsa, lütfen baştan anlat konuyu, hiçbir şey anlamadım. Valla kalacağım dersten.” Derin bir iç alıp bakışlarımı yanımda oturan Aras’a çevirdim. Geldiğimizden beri anlattığım konuyu anlamamakta ısrarcıydı. Yedi kere baştan sona anlatmama rağmen söylediği tek şey bir şey vardı; anlamadım. “Aras yedi kere anlattım, yedi kere. Nasıl anlamadın ya?” Bıkmış gözlerle ona bakarken, hemen kendini savunma moduna soktu. “Bence sen anlatamadığın için böyle oluyor. Yoksa benim üstün zekam ile anlamayacağım hiçbir şey yoktur.” Hayrete düşmüştüm. Karşımda kendine toz kondurmayan bir Aras vardı. “Öyle mi Aras? O zaman al sana ders notları, çek önüne o muhteşem zekan ile anla çünkü ben sana anlatmayacağım.” Kollarımı birbirine bağlayıp tam karşıma bakmaya başladım. Önümde bağlı olan kollarımın üstüne elini uzatıp bağı çözdü. Beni kendine doğru çevirince yüzünde gördüğüm tek şey, köpek yavrusu bakışlarıydı. “Canım arkadaşım, ben sana şaka yaptım. Sende hemen alınıyorsun. Hem sen anlatmazsan ben dersten kalırım. Bunu ister misin?” Başını yana yatırırken gözüme fazla tatlı gelmişti. Bu tutumu sadece bana özgüydü. Ona kıyamıyordum. Notları ortamıza alıp konuyu baştan anlatmaya başladım. Yaklaşık yarım saat sonra yorgunlukla, eğilmekten tutulan sırtımı oturduğum sandalyeye yasladım. Bakışlarımı korkuyla Aras’a çevirirken bu sefer anlamış olması için dua ediyordum. O da başını bana çevirdiğinde önce anlamsızca baktı yüzüme. Anladığına dair tüm ümitlerim tükenecekken yüzünde büyük bir gülümseme oluştu. “Anladım bu sefer. Teşekkür ederim.” Nezaketi yüzümde gülümseme oluşmasına sebep oldu. Masanın üstünde duran kahvemi elime alıp bir yudum içtim. Kahve bu hayatta en sevdiğim içeceklerden biriydi. Sert ve keskin kokusu genzimi doldururken, memnuniyetim artmıştı. “Sana söylemem gereken bir şey var.” Aras’ın konuşmasıyla dikkatimi ona verdim. Az önceki neşesi yoktu üstünde. Üzgün duruyordu. Yüzümü inceleyip onu pür dikkat dinlediğimden emin olunca lafa girdi. “Dün annem aradı. Şaşırmadım, yine aynı konuları konuşmak istediği belliydi. İlk aramasında telefona cevap vermedim. Ancak ikinci kere arayınca birinin başına bir şey gelmiştir korkusuyla yanıt verdim. Meğerse babam da annemin yanındaymış. Yine özür dilediler, onları affetmemi istediler. Ama ben yapamadım Efsa, beni gözden çıkardıkları gün geldi aklıma. Yine affedemedim onları.” Derin bir nefes aldım. Aras’ın anlattıkları onun için hiç kolay şeyler değildi. Annesi ile babası düzenli olarak hafta da birkaç kez arar, Aras’tan özür dilerler. Fakat diledikleri özür yaptıkları hataların yanında maalesef ki küçük kalıyor. Aras’ın yüzüne bakınca yaşadıkları gözümün önüne geliyor. Ailesinin, sırf kuzeni hamile ve çocuğun babası onları istemiyor diye Aras’ı onunla zorla evlendirmek istemeleri geliyor aklıma. Üniversite sınavına gireceği gün babası evden çıkmasına izin vermemişti. Kendisinden iki yaş büyük kuzeni erkek arkadaşından evlilik dışı bir birliktelik sonucu hamile kalmış ama adam bunu öğrenince kızdan ayrılmış ve kaçmış. Aras’ın amcası ise namusumuz dillere düşmesin diyerek kardeşini dolduruşa getirmiş ve kızı ile Aras’ın evlenmeleri gerektiğini söylemiş. Aras bunu reddettiğinde ise babasının sert tepkisi ile karşı karşıya kalmış. Ya kalıp istemediği bir evlilik yapacaktı, ya da ailesini ardında bırakıp hayallerinin peşinden koşacaktı. Aras tabi ki ikinci seçeneği seçti. O zamanlar ben ve annem İstanbul’a yeni taşınmıştık. Aras’ın gidecek kimsesi olmadığı için bizim yanımıza gelmiş, bir süre bizimle yaşamıştı. Kendini biraz toparladıktan sonra ise hem bir işe girmiş hem de tekrar üniversite sınavına çalışmay…