DÖRT KİŞİ DÖNDÜK

Leke Tutmayan

Yazar:

DÖRT KİŞİ DÖNDÜK – Mehmet Korkmaz kitap kapağı
DÖRT KİŞİ DÖNDÜK – Mehmet Korkmaz kitap kapağı

Leke Tutmayan Amanoslar’ın eteklerine çöken turuncu alacakaranlık, Çerçi köyünün dar ve tozlu sokaklarını koyu gölgelerle kapatıyordu. İsmail’in emektar kırmızı kamyoneti, bahçedeki yaşlı ceviz ağacının altında tekleyen gürültülü bir motor sesiyle durdu. Kapı gıcırtısıyla birlikte Zeynep evden dışarı çıktı. Üzerindeki hırkaya sarınmış, rüzgârın savurduğu saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırıyordu. İsmail, sürücü koltuğundan inip dizlerini ovuşturarak üzerindeki motor ve toz kokusunu silkelerken Zeynep adımlarını hızlandırdı. Yüzünde bir hesap sorma değil, derin bir endişenin insani masumiyeti vardı. "Baba..." dedi Zeynep, sesi rüzgârda neredeyse kaybolacak kadar hafifti. "Kömür Çukuru tarafında silahlar patlamış diyorlar... Karakoldakiler... Herkes iyi mi? Bir şey duydun mu?" İsmail, kızının gözlerindeki gizlemeye çalıştığı korkuyu fark etse de detaylara girmek istemezcesine derin bir iç çekti. Elini kızının omzuna koyup hafifçe sıktı. "Bizim işimiz değil kızım. Dağın derdi bitmez. Haydi, içeri gir." Kerpiç evin ahşap kapısından içeri girip kapıyı kapattıklarında, kamyonetin kasasında, tahta sebze kasalarının arkasına sıkışmış gölgede hafif bir kımıldanma oldu. Saçağına dizildiği ıslak çul parçasını yavaşça üzerinden kaydırdı. Soğuk duşun ıslaklığı henüz saçlarından süzülüyordu; üstündeki koyu tişört toza ve dizel kokusuna bulanmıştı. Ayakkabılarının tabanını yere hissettirmeden kasadan aşağı atladı. Duvar dibinden süzülerek ahşap pencerenin sararmış camına yaklaştı. İçeride sarı, cılız bir ampul yanıyordu. İsmail, salonun ortasındaki yıpranmış hasırın üzerine bağdaş kurup oturmuş, yorgunlukla şakaklarını ovuyordu. Mutfak tezgâhının başında duran Zeynep ise derin bir sessizlik içinde bakır kepçeyle toprak kaseye dumanı tüten çorbayı boşaltıyordu. Ellerinin hafifçe titrediği, buğulu camın arkasından bile seçiliyordu. Belindeki tabancanın kabzasına parmak uçlarıyla hafifçe dokundu. Göğsündeki baskı, kör bir öfkeyle karışık derin bir şüpheyle zonkluyordu. Sessizce evin etrafından dolanıp ahşap giriş kapısının önüne geldi. Nefesini tuttu ve kapıya iki kısa, sert darbe vurdu. İçeride adımlar hızlandı. Zeynep kapı mandalını kaldırıp ahşap kanadı araladığı an, karşısında Mert’in toz içinde kalmış sert yüzünü ve avcı gibi bakan gözlerini buldu. Zeynep’in dudakları şaşkınlıkla aralandığı sırada, Mert tek bir kelime etmeden gövdesiyle içeri süzüldü ve sırtını kapıya dayayarak ahşap kanadı sertçe kapattı. İçerideki ahşap taban gıcırdadı. Mutfaktan salonun kapısına doğru adımlayan İsmail’in sesi duyuldu: "Kim gelmiş kızım?" Zeynep, karşısında dikilen Mert’in ıslak, toza bulanmış ve fırtına öncesi sessizliğini taşıyan yüzüne baktı. Yutkundu. Sesi boğazında düğümlense de dışarı çıkmayı başardı: "Asker..." Evin içindeki ağır adımlar hızlandı. İsmail, koridorun karanlığından süzülüp kapının önüne geldiğinde, sarı ışığın altında Mert’in kalıplı ve gergin gölgesini gördü. İhtiyar adamın gözleri bir an şaşkınlıkla kısıldı, ardından tanıdı. "Sen..." dedi İsmail, sesi kırılmış bir hüznün tonuna bürünerek. "Mezarlıktaki askersin." Mert başını tek bir santim bile oynatmadan, sertçe cevap verdi: "Evet." Bakışlarını ihtiyar adamdan çekip tekrar Zeynep’in gözlerinin içine dikti. Kızın yüzündeki en ufak bir kas seğirmesini, göz bebeklerinin büyümesini kaçırmak istemiyordu. "Sizinle konuşmam gereken bir konu var," dedi. Sesi alçak ama evin ahşap duvarlarında yankılanacak kadar ağırdı. "Yusuf’la ilgili." Oğlunun adı anıldığı an İsmail’in omuzları çöktü, gözlerindeki şüphe yerini çaresiz bir kabullenişe bıraktı. Yıllardır evlat acısıyla kavrulan sinesi bu ismi duymaya dayanamıyordu. Elini kapının eşiğine uzatıp Mert’e yol gösterdi. "Buyur oğlum... Buyur, geç şöyle." Salona geçtiler. Odada sadece kömür kokusu ve köşedeki sobanın hafif çıtırtısı vardı. İsmail, duvara yaslanmış yıpranmış hasırın üzerine bağdaş kurup oturdu. Mert de tam karşısına, hareket kabiliyetini kısıtlamayacak bir mesafede oturdu. Bacaklarını hafifçe kırarken gözleri refleks olarak…

Bölümün tamamını WritePad'de oku