Kömür Çukuru
Yazar: Mehmet Korkmaz

Kömür Çukuru Kömür Çukuru... Amanosların böğrüne saplanmış karanlık, dik ve dar bir yarık. Tepeleri saran yoğun sis, dev çam ağaçlarının dalları arasında asılı kalıyor; geniz yakan soğuk havaya rutubet, çürümüş çam iğneleri ve sanki yıllar öncesinden kalma hayaletimsi bir barut kokusu karışıyordu. Burası sadece coğrafi bir nokta değildi; kanlı bir sırrı yutan, hiç uyumayan tekinsiz bir mezarlıktı. Dik yokuşta zorlanarak tırmanan arabanın tekerlekleri mıcırları ezerek kilitlendi; Yolun kenarındaki bodur çamların hemen yanında büyük bir toz kütlesi bırakarak durdu. Kaan kontağı kapattı. Motorun susmasıyla birlikte Amanosların o ürkütücü, uğultulu sessizliği üzerlerine çöktü. Hiçbir şey söylemeden kapıyı açtı, arabadan inip doğrudan bagaja yürüdü. Diğerleri de onu takip etti. Bagaj kapağı tok bir sesle yukarı kalktı. İçeride, siyah balistik hücum yelekleri ve kılıflar duruyordu. Kaan yeleklerden birini çekip üstüne geçirdi; ağır çelik plakanın göğsüne oturmasıyla cırt cırt bantların sesi sessizliği yırttı. Kılıfından çıkardığı Sig Sauer P226’sının sürgüsünü geriye çekip mermiyi yuvaya sürdü ve beline yerleştirdi. Barış, kendi balistik yeleğinin klipslerini oturturken beline Kılınç 2000 Light’ını taktı. Mert ise parmaklarındaki hafif titremeyi bastırmaya çalışarak yeleğini giydi ve Canik TP9 SFx’inin şarjörünü kontrol edip bel kılıfına kilitledi. Serkan, bagajın tabanında duran uzun, siyah sert plastik taşıma çantasını dışarı çıkardı. Klipsleri tek tek açtığında sünger kaplamanın içinde, üzerinde hassas dürbünü monte edilmiş Remington keskin nişancı tüfeği belirdi. Beline de Glock 19'unu takmıştı. Barış, yeleğinin yan ayarlarını çekerken gözleri Serkan’ın çantasından çıkardığı o devasa silaha takıldı. Kaşlarını çatarak şaşkınlıkla sordu: "Winchester Magnum versiyonu mu o?" Yutkunduktan sonra sesini alçalttı. "Envanterden yürütmedin değil mi? Başımıza iş açmayalım..." Serkan, uzun şarjörü yuvaya oturturken başını bile kaldırmadı. Sürgüyü geriye çekip bıraktığında çıkan tok, ağır metalik ses vadide yankılandı. Bakışlarını Barış’a dikti: "Daha ne kadar başımıza iş açabiliriz ki?" diye mırıldandı. "Merak etme, ruhsatlı kişisel dostumdur kendisi." Kaan bagaj kapağını sertçe kapattı. Balistik yeleğin ve silahların ağırlığı üzerlerindeyken gözleri, ormanın derinliklerinde, ağaçların ve sisin arkasında kalan o tepeye kilitlendi. Ardından başını Serkan’a doğru çevirdi. Gözlerinde sıfır toleranslı bir komutan kararlılığı vardı. "Serkan, sen sol kanattaki şu kayalığa sıyrılacaksın. Bizi yukarıdan emniyete al, sektörünü kesintisiz tara. Hakim tepe senden sorulur." Serkan, kucağındaki Remington 700'ü kavrayıp tek kelime etmeden başıyla onayladı. Kaan ardından Mert ve Barış'a döndü. "Tek sıra kol düzenine geçiyoruz. İntikal aralığı net on beş metre. Ben öncü gidiyorum, Barış sen artçıdasın. İlerle-Dur taktiğiyle sızacağız. Serkan yukarıdan onay vermeden hiçbir sütre gerisinden çıkmak yok." Serkan dik yamaçtaki çalıların ve çamların arasına gözden kayboldu. Kaan, onun kayalıkların arasında eriyen siluetine kısa bir an baktı. "Serkan yukarıdan yönlendirecek," dedi alçak ama emredici bir tonla. "Gözünüz sadece önünüzdeki adımlarda olmasın." Amanosların dik, sarp ve kayalık topografyası ayaklarının altında kayıyordu. Sık çam örtüsünün altına gizlenmiş maki ve bodur çalılıklar bir yandan onlara siper imkânı sunuyor, diğer yandan görüşü daraltıyordu. Kaan, Sig Sauer'ini çift elle kavrayıp çam ağaçlarının iri gövdelerini siper alarak ilk otuz metreyi katetti. Bir ağacın dibine diz koyup çömeldi, silahın namlusunu kendi sorumluluk sahasına doğrulttu. On beş metre arkasındaki Mert bir kaya kütlesinin arkasına yattı; en arkadaki Barış ise silahının namlusunu arkaya kırarak geriyi emniyete aldı. Ağaçların tepesindeki sisten sıyrılan Serkan, kayalığın düzlüğüne yüzüstü yatmış, Remington’ın çatal ayaklarını sert taşa sabitlemişti. Dürbün ağı kavisli vadiyi, patikaları ve çalılık diplerini santim santim taradı. Sektörün temiz olduğuna kanaat getirince telsi…