Gölgedeki Asker
Yazar: Mehmet Korkmaz

Gölgedeki Asker Mezarlıktan ayrıldıklarında, gri Doğan'ın motoru sabahın serin havasını yararak Kömür Çukuru'na doğru tırmanmaya başladı. Yol, kasabanın kuzey çıkışındaki o dar yoldan girip, zeytinliklerin ve kuru çam ormanlarının arasından kıvrılarak ilerliyordu. Tekerleklerin altında ezilen çakılların sesi, aracın içindeki ağır sessizliğin tek ortağıydı. Mert, arka koltuğun en köşesine sıkışmış, telefonunun ekranına bakıyordu. Parmakları tuşların üzerinde hızla dans ediyor, ara sıra duraksıyor, sonra tekrar yazmaya devam ediyordu. Yüzünde okunabilecek tek bir ifade yoktu; ne öfke, ne keder, ne de kararlılık. Sadece o tanıdık, derin boşluk. Kaan, bir virajı daha dönerken dikiz aynasından Mert'e baktı. Sonra gözlerini tekrar yola çevirdi. Bir süre sessiz kaldı. Sanki söyleyeceklerini zihninde tartıyordu. "Biliyor musunuz," dedi nihayet, sesi pürüzsüz ama altında metalik bir sertlik vardı. "Gece internette o bölgeyle ilgili eski haberleri, raporları taradım." Barış başını kaldırdı. "Ne buldun?" Direksiyonu tek eliyle sıkıca kavramış, diğer eliyle cebinden çıkardığı sigara paketinden bir tane çekti ama yakmadı. Sadece parmaklarıyla oynadı. "2007 Eylül'ü," dedi Kaan. "Kömür Çukuru köyünün Karnıkara mevkii. Jandarma ile PKK arasında sıcak temas yaşanmış. Çatışmada bir üsteğmen ayağından yaralanmış." Barış kaşlarını çattı. "Evet, hatırlıyorum. O dönem bölgede hareketlilik vardı. Ama bu bize ne anlatıyor?" Kaan, sigarasını dudaklarının arasına yerleştirdi. "Anlattığı şey şu," dedi, sesi alçaldı. "O çatışmayla ilgili resmi raporda ilginç bir detay var. Olay yerine giden takviye ekipleri, teröristlerin arasında askeri kamuflaj giyen adamlar görmüş. Sadece kıyafet değil... Aralarında gerçek rütbeli askerler bile olabileceği söylenmiş." Aracın içindeki hava gerildi. Serkan, dışarıdan gözlerini ayırmadı ama omuzları hafifçe gerildi. Barış'ın yüzündeki ifade değişti; o yapay tebessüm silinmiş, yerini ciddi bir sorgulamaya bırakmıştı. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu Barış, sesi alçalmıştı. "Asker kıyafeti giyen teröristler mi?" Kaan, sigarasını yaktı. "Yani," dedi Kaan. "2007'de bölgede askeri kıyafetli teröristler var. Yusuf, Emre'ye bu bilgiyi veriyor. Emre de bu bilgiyi aldıktan sonra... Şehit düşüyor." Barış, ellerini yüzüne gömdü. "S..." diye mırıldandı. "Yani Çavuş’u vuranlar... PKK değil miydi?" Serkan, sonunda dışarıdan gözlerini ayırdı. Bakışlarını Kaan'ın omzundan Mert'e çevirdi. Mert hâlâ telefonuna bakıyordu, parmakları tuşların üzerinde durmadan hareket ediyordu. Mert'in omuzlarının hafifçe gerildiğini fark etti. Dinliyordu. "Bilgiyi internetten alamayız," dedi Serkan, sesi alçaktı. "Köylülerle konuşmamız lazım. Özellikle yaşlılarla... Onlar o günleri hatırlar. Belki daha fazla detay bilirler." Kaan başını salladı. "Ama dikkatli olacağız. Eğer gerçekten asker kıyafeti giyen adamlar varsa... Bu, içeride birinin olduğu anlamına gelir. O kişi, bizi izliyor olabilir." Barış, ellerini dizlerine vurdu. "Yani Kömür Çukuru'na giderken... Düşman sadece dağlarda değil, belki de aramızda." Kaan cevap vermedi. Sadece direksiyonu sıkıca kavradı ve virajı döndü. Aracın motoru, yokuşu tırmanırken bağırmaya başladı. Yol daralıyor, ağaçlar sıklaşıyordu. Uzaktan, vadinin derinliklerinden bir kuşun çığlığı yükseldi. Serkan, pencereden dışarı baktı. "Köye yaklaşıyoruz," dedi, sesi alçaktı. "Hazır olun." Arka koltukta Mert, başını kaldırdı. Gözleri kırmızıydı, yüzü solgundu. Telefonunu tekrar cebine koydu ama parmakları hâlâ titriyordu. Kimseye bakmadı. Sadece pencereden dışarı, o daralan vadiye baktı. Zihninde, az önce gönderdiği o mesajın kelimeleri yankılanıyordu: "Sana söylemem gerekenler var. Ama yüz yüze... Kömür Çukuru'ndan döndükten sonra." Araba son virajı dönüp köyün girişine ulaştığında, sabah güneşi Amanosların sırtından tam anlamıyla yüzünü göstermiş, vadiyi o soluk, sarımtırak sabah ışığıyla aydınlatmıştı. Barış, camı hafifçe aralayıp dışarıyı izlemeye başladı. Çerçikaya... Yılların, yoksulluğun ve sınırda olmanın verdiği o ağır y…