DÖRT KİŞİ DÖNDÜK

Yaşayan Hayaletler

Yazar:

DÖRT KİŞİ DÖNDÜK – Mehmet Korkmaz kitap kapağı
DÖRT KİŞİ DÖNDÜK – Mehmet Korkmaz kitap kapağı

Yaşayan Hayaletler Karakolun nizamiyesinden içeri girerken gözleri hiçbir şeyi görmüyordu. İçerideki yangın, dışarıdaki Akdeniz sıcağını çoktan kül etmişti. Aracı otoparkın bir köşesine çekip kontağı kapattığında, motorun soğuma sesi tekinsiz havaya karıştı. Ancak karakol avlusu sakin değildi. Motor havuzunun yanında, üzerindeki toz ve çamur lekeleri henüz silinmemiş devriye aracı park edilmişti. Aracın sol yan aynası kırık, kaputunda taze bir sürtünme ve metal sıyırma izleri vardı. Beton zeminde, barutun o keskin, yanık kokusu ile sızan radyatör sıvısının tatlımsı kokusu birbirine karışmıştı. Aracın gölgesinde, Rıza Başçavuş ve Kaan ayakta duruyordu. Rıza’nın elinde yarım kalmış sigarası, Kaan ise kollarını göğsünde kavuşturmuş, aracın hasarlı yanını inceliyordu. İkisinin yüzünde de o tanıdık, sert ifade vardı ama gözlerindeki gölge, sıradan bir devriye yorgunluğundan çok daha farklıydı. Mert, adımlarını sürüyerek onlara yaklaştı. Rıza Başçavuş, sigarasından son bir nefes çekip izmariti botunun altında ezdi. Bakışlarını Mert’in çökmüş yüzüne, çukura kaçmış gözlerine dikti. İçindeki o babacan ama sert radar, sadece yorgun olmadığını, ruhunun bir yerlerde parçalandığını hemen okumuştu. Ama sormadı. Askerin yaralarını sormak değil, onu hayatta tutan duvarları ayakta tutmaktı marifet. "Geçmiş olsun komutanım," dedi Mert, sesi boğuk ama toktu. Duraksadı. Gözlerini devriye aracındaki mermi izlerine dikti. "Ne oldu böyle? Çatışma mı?" Kaan, kollarını göğsünde çözmeyen o sakin tavrıyla söze girdi. Sesi pürüzsüzdü ama altında çeliğin soğukluğu vardı: "Kömür Çukuru'nun arkasındaki o dar virajı dönerken... Sadece taciz ateşi. İki el uzun namlulu, aracı sıyırmış geçmiş." Mert’in kanı dondu. Kömür Çukuru... Çavuş’un altı yıl önce kanının aktığı, Mert’in "Benim hatamdı" diyerek kendisini zincirlediği o vadi. "Pusu mu?" diye sordu Mert, sesi istemsizce çatılarak. Rıza Başçavuş, cebinden çıkardığı yeni sigara paketinden bir tane daha çekip dudaklarına götürdü. Çakmağı çakmadan, sadece kibritle oynar gibi paketi avucunda sıktı. Gözleri, vadiye bakan o uzak ufuklara, geçmişin ve geleceğin kesiştiği o tekinsiz tepelere kaydı. Yıllardır o dağların sırrını, karanlık ittifaklarını ve kurallarını en iyi bilen adamdı. O gözlerde, sıradan bir asker şüphesi değil, çok daha derin, karanlık bir tanıdıklık parlıyordu. "Pusu desen, pusuya benzemez Merdo..." dedi Rıza, sesi rüzgârla birlikte hüzünlü bir fısıltıya dönüştü. "O virajı biliyorlardı. Sıkıştığımızda kaçacak tek bir yanımız bile yoktu. İsteselerdi... O daracık boğazda cehennemi kurar, hepimizi orada..." Kaan, Rıza’nın sözünü bitirmesini bekledi, sonra ağır bir nefes vererek ekledi. Kaan’ın zihni, her zamanki gibi kanıtları ve açıları tartıyordu: "Sırtınızı kolladılar... Sizi çembere alıp, sadece önünüzü kesip yol verdiler. Sanki..." "Sanki 'Sizi istediğimiz zaman öldürebiliriz, ama şimdilik yaşamanıza izin veriyoruz' dediler," diye kesti Rıza Başçavuş. Çakmağı cebine geri soktu. Bakışlarını tekrar Mert’e çevirdi. O sert, kazık gibi duran adamın gözlerinde, yılların savaş tecrübesinin ve saklanan günahların getirdiği o soğuk hakikat parlıyordu. "Çakallar sadece havladı evlat," dedi Rıza, sesi Mert’in zihninde yankılandı. "Bize mesaj verdiler. 'Burası bizim, siz misafirsiniz, canınızı ne zaman alacağımıza biz karar veririz' dediler. Bizi öldürmek onlara bir şey kazandırmazdı... Bizi korkutarak, o virajda ter dökerek, her seste irkilerek yaşamak... Onların bize layık gördüğü ceza bu." Mert’in nefesi kesildi. Rıza’nın sözleri, az önce sakız ağacının altında Zeynep’in onu terk edişindeki o çaresizlikle, inanılmaz bir şekilde üst üste bindi. Düşman onları bilerek hayatta bırakmıştı. Tıpkı Zeynep’in onu, o vicdan azabının ortasında, tek başına "yaşamasına izin verip" gitmesi gibi. İnsan bazen öldürülmezdi. Bazen, kendi cehenneminde diri diri yanması için serbest bırakılırdı. Kaan, Mert’in yüzündeki o yıkımı fark etmişti ama zihni hala taktiksel şüphelerle çalışıyordu. "Neden o viraj, komutanım?" dedi,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku