DÖRT KİŞİ DÖNDÜK

SATILMIŞ ŞEREF

Yazar:

DÖRT KİŞİ DÖNDÜK – Mehmet Korkmaz kitap kapağı
DÖRT KİŞİ DÖNDÜK – Mehmet Korkmaz kitap kapağı

Satılmış Şeref Beyaz tavandaki floresan ışığı gözlerini sızlattı. Kirpiklerini birkaç kez kırpıştırarak görüşünü netleştirmeye çalıştı. Burnuna dolan yoğun antiseptik ve tendürdiyot kokusu, nerede olduğunu anlamasına yetti. Odanın penceresinden içeri sızan eğri sabah ışığı, tül perdeyi aşıp komidinin üzerine düşüyordu. Başını hafifçe sağa çevirdi. Serkan, refakatçi koltuğunda boynu garip bir açıyla bükülmüş, üzerindeki battaniyeye sarınmış uyuyordu. Yataktan destek alıp doğrulmaya çalıştı. Ancak hareket ettiği an sol omzuna saplanan ağrıyla dişlerini sıktı. Ağzından boğuk bir inilti kaçtı. Kapının mandalı yavaşça açıldı. İçeri ellerinde karton bardaklarla çay taşıyan Barış ve Kaan girdi. Mert’in gözlerini açık görünce Barış’ın yüzünde rahatlamış ama muzip bir tebessüm belirdi. "Uyanmış bizim Kürşad," dedi kapıyı dirseğiyle kapatırken. Mert, omzunun acısını bastırarak sırtını yatak başlığına yaslamaya çalıştı. Sesi pürüzlü ve kısıktı: "Hikâyenin sonu aynı ama... Yine Kürşat kaybetti." Kaan karton bardağı masaya bırakıp hızla yatağın kenarına geçti. Masadaki kumandayı alıp yatağın baş kısmını dik konuma getirdi. Mert’in omzunu fazla zorlamasını engellerken sırttı: "Kürşad, İstiklal yolunda şehadete erdi; peki ya sen?" Sesleri duyan Serkan, koltukta irkilerek gözlerini açtı. Yüzünü ovuşturup gözlerini kırpıştırdı. Yatakta dikleşen Mert’i görünce derin bir nefes aldı, ardından Barış’ın elindeki çaylara kaydı gözü. "Bana çay almadın mı?" dedi uykulu bir sesle. Barış, masanın köşesinde duran, dünden kalma büzüşmüş karton bardakları işaret etti: "Tüm gece nöbet tutmak yerine uyuduğun için sıcak çay hakkını kaybettin devrem. Soğuyacağını bildiğim için almadım." Serkan söylenerek yerinde doğrulurken aralarında hafif bir gülüşme geçti. Ancak Mert’in yüzündeki ifade gevşemedi. Bakışlarını üçü arasında gezdirdi ve ortamdaki havayı anında değiştiren o soruyu sordu: "Zeynep nerede?" Gülüşmeler bir anda kesildi. Serkan ayağa kalkıp kollarını iki yana açarak gerindi. Yüzündeki uykulu ifade yerini ciddiyete bıraktı. "Geceye kadar buradaydı. Jandarmaya da savcıya da her şeyi anlattı. Eve gitmesini söyledik ama kabul etmedi. Senden haber almadan bir yere gitmem diyor, aşağıda, hastanenin kafeteryasında bekliyor." Mert derin bir nefes verdi. Sol omzu sızlasa da zihni hızla berraklaşıyordu. Kaan, yatağın yanındaki tabureyi çekip oturdu. Yüzündeki dostane ifade yerini, profesyonel ciddiyetine bırakmıştı. "Tugay da askeri savcılık da ayakta Mert. Neler oldu orada tam olarak? Karakoldan nasıl çıktın, köye nasıl ulaştın?" Mert gözlerini bir anlığına tavana dikti. Zihnindeki parçaları bir araya getirmeye çalışarak söze başladı: "Zeynep’in babasının kamyonetinin kasasına gizlice bindim," dedi. Sesi alçak ama netti. "Tek amacım köye kadar gidip Zeynep’le baş başa konuşmaktı. Gerçekten hain mi, yoksa bir tezgâhın içinde mi kalmış, kendi ağzından öğrenmek istedim." Derin bir soluk alıp omzunu hafifçe kıpırdattı. "Köyü militanlar basınca çaresiz kaldım. Ahırın çatısından içeri sızdım. Tek başıma olduğumu anlamasınlar diye sürekli mevzi değiştirip baskı ateşi kurdum. Birkaçını indirdim ama Kurt denilen it... O sıradan bir dağ kadrosu değil. Adam taktik biliyor. Çapraz ateşe tutulmadıklarını fark edince tek kişi olduğumu anladı ve beni kıstırdı." Eli sarılı duran sol omzuna gitti. "Beni omzumdan vurdular. Yere düştüm, silahım fırladı. Teröristlerden biri tepeme dikilip tetiğe basacaktı ki... Zeynep arkadaki kapıdan çıkıp adamı vurdu. Tetiği o çekti. Beni o kurtardı." Barış ve Kaan birbirine baktı. Zeynep gibi sivil bir kızın o baskı altında silah kullanıp bir hayat kurtarmış olması üçünü de şaşırtmıştı. "Ama asıl mesele bu değil," dedi Mert, sesi aniden kısılarak. Hafifçe öne doğru eğildi. "Meydanda Kurt’a nişan alıp tetiğe basacakken... O yüzü gördüm. Benim parmağım tetiğin üstünde dondu." Kaan kaşlarını çattı: "Neden?" "O yüz... Çok tanıdık," dedi, kelimelerin üzerine basarak. "Nerede veya ne zaman gördüğümü henüz çıkaramıyorum. Zihnimde bir yerlerde kilit…

Bölümün tamamını WritePad'de oku