4.ẞölüm
Yazar: Derya Boz

~ İnsan bir eşiği fiilen aşmadan çok önce o eşiğin ruhunda çizildiğini fark eder fiziki adımlar yalnızca gecikmiş bir yankıdır. Karar bir bildiri gibi yüksek sesle ilan edilmez. Bir odanın ortasında bir gecenin şafağında ya da bir kan lekesinin dramatik zemininde de düşmez. O bilincin en sessiz en derin katmanlarında kök salar. Hayatın kıskacı tam da oradadır seçtiğini sandığın yazgının aslında çoktan seni seçmiş olduğunu kavradığın o alacakaranlık anlarda. İğnenin deliğinden geçecek iplik baştan bellidir sen yalnızca hangi renkte bir acının dokunacağını bilmek ister gibi oyalanırsın. Annem adına yaptığım şey de buydu. Bir kurtarış değil bir geciktirme. Çöküşün ivmesini düşürmeye çalışan daha başından sonucunu bilen bir çaba. Doktorun odasında otururken bunları açıklamaya çalışmadım. Zaten gerek de yoktu. Masasının üzerindeki klasör açıktı ama gözleri kağıtları değil hikâyenin özünü tartıyordu. Annemin adını da trajedisinin ayrıntılarını da çoktan ezberlemişti. Dün yaşananlar. Mutfaktaki kan bıçak o yabancı bakış. Hepsi tek bir ifadeye sığmıştı. "Beni tanımadı," dedim. Cümle ağzımdan otomatik çıktı ne bir soru vardı içinde, ne isyan. Sadece bir kabulleniş. Doktor kısa bir an durdu. Bunu bekliyordu. "Bu yeni bir durum değil" dedi. "Zaman zaman sizi bir tehdit figürü olarak konumlandıracağını söylemiştim. O anda kızını değil zihninin ürettiği tehlikeyi gördü." Bunu daha önce de duymuştum. Ama duymakla yaşamak arasında kan kadar fark vardı. Doktor masanın üzerindeki dosyayı nazikçe işaret etti. "Bu noktaya geleceğimizi daha önce konuşmuştuk"ses tonunda ne şaşkınlık vardı ne de yargı. Yalnızca gecikmiş bir cümlenin sabırlı ağırlığı. Başımı kaldırmadım. Çünkü evet konuşmuştuk. "Ev ortamı artık güvenli değil. Müdahale edilemeyen anlar çoğaldı. Siz de bunun farkındasınız." Farkındaydım. Bir annenin gözlerinde kendi yok oluşuna bakan bir yabancıyı tanıyacak kadar. "Daha önce yatış önerisini reddetmiştiniz" diye ekledi. Bu bir itham değil yalnızca zamanın not düşülmüş bir kaydıydı. Ben de biliyordum kabul etmek vazgeçmek gibi gelmişti. Araya ağır bir sessizlik girdi. Kalem masanın kenarında bekliyordu. Kimse bana uzatmadı bu kararın devredilemez olduğunu biliyorlardı. "Şimdi kabul ediyorum" dedim. Sesim titremedi. Çünkü bu karar bu odada alınmamıştı. Doktor başını neredeyse fark edilmez bir açıyla eğdi. "Bu bir vazgeçiş değil" dedi. "Bir sınır koyma." İçimden geçeni söylemedim. Bu bir sınır değildi. Bu artık daha fazla kanla öğrenmek istemediğim bir sondu. Doktor önüme kahverengi, kalın bir dosya itti. Açık sayfanın sağ alt köşesinde, matbaa mürekkebinin kokusuyla karışık bir boşluk vardı. "Şuraya," dedi, parmağı çizgiyi gösterirken. Kalemi aldım. Ağırlığı yoktu. Elim masanın üzerinde, kâğıdın üzerinde asılı kaldı. İmza, sadece birkaç eğri çizgiden ibaretti, ama o anın bütün yükünü taşıyordu. Hızlıca imzaladım. Bitmesi gereken bir iş gibiydi. Kalemi bıraktığımda elim masanın üzerinde bir süre daha kaldı. Parmaklarım, sanki hâlâ tutmam gereken bir şey varmış gibi açılmadı. Mürekkep kurumadan kâğıdı çekip almadılar. Doktor dosyayı kapattı. Kimse acele etmedi. Bu tür kararlar, hızdan hoşlanmazdı. Doktor sandalyesinde usulca geriye yaslandı, gözlüğünü çıkardı ve camlarını yavaşça sildi. Odanın temposunu daha da yavaşlatan, ritüelistik bir hareket. O anda saatin sesi duyulur oldu. Daha önce fark etmediğim kadar netti. Her saniye, masanın üzerindeki kâğıda doğru ilerliyordu. "Yatış işlemleri bugün başlatılacak," dedi sonunda. Sesi alçaktı, düzdü. Bir prosedürün acısını değil, değişmeyecek bir gerçeği bildirir gibiydi. Başımı salladım. Bu kez bir refleks değil, bilinçli bir kabuldü. "İlk günler zor geçebilir," diye devam etti. Dosyayı yeniden açtı, sayfaları çevirdi. "Yabancılık hissi artabilir. Ajitasyon bekleriz. Özellikle akşam saatlerinde." Konuşurken bana bakmıyordu. Gözleri kâğıtların üzerindeydi. "İlaçlara tepkisini yakından izleyeceğiz duraksadı zaman zaman sizi suçlayabilir. Bunu kişisel almamanız önemli." Kişisel. Bu kelimeyi zihni…