8. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

"Dolunay! Buraya gelir misin? Kapı dinlemek hiç hoş bir davranış değil." Beni uyaran Yiğit'e gözlerimi devirdim. "Dedi, iki saniye önce benimle birlikte kapı dinlemeye çalışan adam." Homurdanıp kulağımı biraz daha kulübenin kapısına yasladım. Hemen kısa bir özet geçeyim, Benim gölgemde boynuzlar çıktığından beri abim hızlı bir şekilde sürünün en yaşlılarını ve bilgililerini toplamıştı. Ona bunun nedenini sorduğumda durumumun acil olduğunu ve bana ne olduğunu bulabilmek için yaşlıları topladığını söylemişti. Eğer tahmin ettiği şey ise başımın büyük bir belada olduğunu da eklemişti. Bu abiler neden böyleydi ki? Evet, dediği gibi durumum bir tık acil olabilirdi... Kendi kendime güldüm. İçeride benim için sürünün yaşlı kurtları ve en bilgilileri abim ile annem eşliğinde araştırma yapıyordu. Bir kızın -kurdun- ellerinde bir sürü kitapla kulübeye girdiğini görmüştük, içeri alınmıyorduk. Abim resmen bizi, yani Yiğit'le beni kulübeden kovmuştu. İçeride benim hakkımda konuşuluyordu ama olayların tamamen dışındaydım. Kulübenin önündeki merdivenlere, Yiğit'in yanına oturup ofladım. Öğlen olmuştu, ben telefonumu hala bulamamıştım. Ayrıca acıkmaya başlamıştım. "Yiğit." Yanımdaki ateş koruyucusuna seslendim. "Hmm?" Elindeki dal parçasıyla toprağa bir şeyler çiziyordu. "Ben acıktım." Dediğimde bana kaşlarını kaldırıp baktı. "Yani?" Dedi. "Oradan bakınca aşçıya mı benziyorum?" "Odunsun." Dedim homurdanarak ve önüme döndüm. Bu insanlar bana sabahtan beri yemek vermemişti. Ayrıca evler ses geçirmezdi. Hiçbir şey duyamadığım için canım çok sıkkındı. Elbette bir kurt kasabasında evler ses geçirmezdi, adamlar her şeyi duyuyordu ki. Alfanın -abimin- kulübesi ise muhtemelen iki kat ses geçirmez falandı. Oflayıp etrafta bakışlarımı gezdirdim. İnsanlar çoğalmıştı, herkes bir işin ucundan tutuyordu ve bunu öyle mükemmel şekilde yapıyorlardı ki dışarıdan bakan biri bile insan olmadıklarını söylerdi. En normal görüntü ileride top oynayan bir grup çocuktu heralde. Ve hepsinin bakışları -çocuklarda dahil- bizim üzerimize kayıyordu. Aralarında fısıldaştıklarına emindim çünkü hem Yiğit onlara arada şaşırmış şekilde bakıyor, hemde bir grup genç kızın arada bizi işaret ettiğini görüyordum. Aptal değildim, burada kesinlikle ünlüydük ve bizim hakkımızda konuşuyorlardı. "Şu arkadaş grubu ne diyor?" Diye sordum Yiğit'i dürtüp. Bana onaylamaz bir bakış attı, sonra ise alayla söze girdi. "Ateş koruyucusunun ne kadar yakışıklı olduğunu konuşuyorlar." "Ha?" Diye sordum ona dönerek. Mavi gözleri muziplikle parlıyordu. "Onca konuşmanın arasından sadece bunu mu çıkardın?" "Ve senin neden şeytan koktuğunu anlamaya çalışıyorlar." Dedi ve ardından gözlerini kısıp arkadaş grubuna baktı. Burada dedikodu yapılmazdı ki! Herkes herkesi duyuyordu! "Bende bir bilsem..." dedim kendi kendime. Şeytan çizimlerime abim el koymuştu, içerideki yaşlılara gösteriyor olmalıydı. "Bu hoşuma gitmedi." Dedi Yiğit. "Artık susmaları gerek yoksa neden Ateş koruyucusu olduğumu anlayacaklar." Dedi Yiğit kızlara bakarak. Kızlar onu duymuş gibi irkilip gittiler. Bizi dinliyorlardı, elbette Yiğit'i duymuşlardı ama Yiğit'in neden sinirlendiğini bilmiyordum. "Ne hakkında konuşuyorlardı?" "Hiç." dedi Yiğit ve ayağa kalktı. "Bazen insanlar başka insanların hayatları hakkında yorum yapabileceklerini sanıyorlar." Ona güldüm. "Onlar insan değil." "Evet, değiller." Dedi ve derin bir nefes aldı. İleride, buraya ilk geldiğimde tanıştığım kızı, Ece'yi gördüm. Bize doğru geliyordu. Yanımıza geldiğinde gülümsedi. "Selam, burada ne yapıyorsunuz?" Diye sorduğunda ona gülümsedim. "Neden şeytan koktuğum üzerinde düşünüyorduk. Katılmak ister misin?" Dedim sırıtarak. "Daha deminki kızların bunun hakkında iyi bir fikri var gibiydi..." dedi Ece onaylamazca. Yiğit'in tehdit ettiği kız grubunu diyordu. "Zırvalıyorlar sadece." Dedi Yiğit, Ece'ye sus işareti yaparak. Ece ona aldırış etmeden bana döndü. "Senin herkesten gizli bir ilişkin olduğunu düşünüyorlardı. Bir şeytanla." Ece çat diye söylediğinde hayretle ona baktım. "Bi…