Dolunayın Altında

6. Bölüm

Yazar:

Dolunayın Altında - İrem Çiftçi kitap kapağı
Dolunayın Altında kitap kapağı

Yüzüme gelen güneş ışığıyla homurdanarak yatakta yan tarafıma döndüm. Acıyan sırtımla yüzüm buruşmuştu. Sırtım tutulmuş olmalıydı. Mırıldanıp yatakta yavaşça doğruldum. Uyandığıma göre rüyamın saçmalığı hakkında konuşabilirdik. Gözlerimi açmadan anneme seslendim. "Anne! Acayip bir rüya gördüm-" Gözlerimi açmamla kendi odamda olmadığımı fark etmem bir olmuştu. Siktir! Rüya değildi. Rüya değildi. Rüya değildi. "B-ben neredeyim?" Titreyerek yataktan kalktım. Az kalsın yorgana takılıp düşüyordum. Bakışlarım etrafta gezindi. Burası bir çeşit... revire benziyordu. Sanki bir kulübenin içerisindeydim, zemin ve duvarlar ahşaptandı. Bir sürü pencere vardı, sıra sıra dizilmiş beyaz yatakların yanlarındaki küçük sehpalara bazı ilaçlar iliştirilmişti. Geniş alan kesinlikle bir revirdi. Sakin ol, Dolunay. Ne var yani Yiğit gerçekten koca bir canavara dönüştüyse ve sen bilmediğin bir yerde uyandıysan? Aklımı kaçırıyordum! Kapıyı arayacağım sırada üzerimdeki beyaz elbise dikkatimi çekti. Bunu kendim giymediğime o kadar emindim ki... Oflayıp etrafta telefonumu aradım. Annemi ya da daha öncesinde sakin olup polisi aramalıydım. Kesinlikle kaçırılmıştım! Ve beni kaçıran her kimse ortaçağa takıntılı bir manyaktı! Bu elbisenin yaklaşık yüz yıl önce giyilmeyi bırakıldığından emindim. Ortaçağ dizilerinde görmüştüm. Bir çeşit pijama gibiydi. Püsküllü kollarını çekiştirip acıyan sırtıma kaydırdım elimi. Sanki kızgın demire basmışlar gibi belirli bölgeler cayır cayır yanıyordu. İzim ise sanki kaçırılmamışız gibi sakinleşmişti. Sağol, çok yardımcı oluyorsun koruyuculuk! Artık her ne isem... işe yaramanın tam vaktiydi. Buradan çıkmalıydım. Elim boynuma gittiğinde rahat bir nefes aldım. En azından kolyem benimleydi. Bakışlarımı etrafta gezdirirken yattığım yerin yanındaki çantamı görmemle resmen gözlerim parladı. Evet! Telefonum çantamda olmalıydı! Çantayı alıp içini karıştırdım. Hayır... çizimlerim dışında başka hiçbir şey yoktu. Oflayıp beni sakinleştireceğini umduğum çizimlerimi aldım ve revirden -veya her neresi ise- dikkatli adımlarla çıktım. Etrafta kimse yoktu. Aşağı inen bir merdivenden ana salon gibi gözüken bir yere inmiştim. Tamda tahmin ettiğim gibi burası bir kulübeydi. Birkaç dakika durup etraftaki sesleri dinledim ama çıt çıkmıyordu. Terk edilmiş bir köyde mahsur kalmıştım! Tedirginlikle çizimlerimi göğsüme bastırdım ve dış kapıyı açtım. Ayaklarım çıplaktı, içerisi sıcak olsada dışarısı... Tanrım dışarısı çok soğuktu! Bu elbiseyi bana giydiren her kimse, Ateş koruyucusu olduğumu falan sanmıştı galiba! Bir yerlerim donuyordu! Ya da... ya da kurt olduğumu sanmıştı. Annemin verdiği kitap ortada yoktu ama okuduğum kadarıyla bu canlılar sürekli sıcaklardı. Yiğit onlardan biriydi! O bir canavar değil, kurttu. Evet, dönüştüğü kızıl tüylü şey kurtları anımsatıyordu. Onu hatırladıkça irkildim. O dişleri bir daha görmek istediğimden emin değildim. Vampirde görmek istemiyordum. Bir şeytan... belki. Belki görmek isterdim. Düşüncelerime göz devirip bahçeye çıktım. Soğuk hava bir anda bedenime hücum etti. Çıplak ayaklarımla yerdeki çimlere bastığımda titredim. Hasta olacaktım, belli olmuştu. Burası bir çeşit... kasaba mıydı? Sıra sıra dizilmiş ahşaptan kulübeler vardı. Bazılarından duman yükseliyordu. Ev olduklarına emindim, perdeleri çekilmişti. Birkaç adım ve kahkaha sesi duyduğumda yakınımdaki bir ağacın arkasına saklandım. Kalbim hızla atıyordu. Burası ormanın içine kurulmuş ıssız bir kasabaydı! "Bu bir kamera şakası olmalı!" Diye konuştum kendi kendime. Önümden geçen beş gençten oluşan grup sanki hava hiç soğuk değilmiş gibi, yaz ayındaymışız gibi giyinmişlerdi. Erkeklerin üzerinde hiçbir şey yoktu, sadece pantolon giymişlerdi. Geriye kalan iki kızın üzerinde ise bir şort ve karın bölgelerini açıkta bırakacak bir çeşit askılı tişört vardı. Ben onları incelerken grup sessizleşti ve benim olduğum tarafa döndü. Beni duymuşlar mıydı? Ama bu imkansızdı! Fısıldadığımdan emindim. Pekala, onları insan olarak düşünmemek en iyisiydi. Kesinlikle büyük bir yara…

Bölümün tamamını WritePad'de oku