37. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Ben daha Savaş'ın prens olduğunu idrak edemeden, kral konuşmaya başlamıştı. Söylediği şeyler ve ses tonu yerimde irkilmemi sağlamıştı. Adam düpedüz ürkütücüydü, böyle bir babası varken Savaş’ın nasıl bu kadar nazik olabildiğini anlamamıştım ama şeytanda istediği zaman babası gibi korkunç olabiliyordu, biliyordum. Ürkütücü mavi gözleriyle omzuna gelen kahverengi saçları Savaş’ın tıpatıp aynısıydı. Sadece biraz daha olgun haliydi, o kadar. Kral benden kesinlikle hoşlanmamıştı. Aslında... şeytan bir kraldan nazik olmasını bekleyemezdik, öyle değil mi? "Sen, bir prense nasıl böyle hitap edebiliyorsun?" Otoritesi ve azarlayan sözleri karşısında kızararak bakışlarımı kaçırdım. Savaş’a adıyla seslendiğim için demişti bunu... İyide ben hep öyle sesleniyordum ki? Ne diyecektim? Majesteleri mi? Off! Hayatta olmazdı! Ailesiyle çok kötü bir başlangıç yapmıştık. Bunun olacağını tahmin etmeli ve çenemi kapatmalıydım. Derin bir nefes aldım. Sanırım buradaki ilk kuralım, kraliyet ailesine adlarıyla hitap etmemekti. O kişi Savaş olsa bile. Ama bu ona sinirli olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Gıcık şeytan. Ayrıca kraliyet filmlerindeki her şey yalan çıkmıştı ve ben burada nasıl davranılmasını gerektiğini bilmeyen bir kızdım. Hiç bir kral ve kraliçeyle tanışmamıştım ki! Nereden bilecektim? Bakışlarımı kraldan kaçırarak Savaş'a çevirdim. O da neler olduğunu anlamamış gibi kaşlarını çatarak babasına, yani krala bakıyordu. Eh, sinirli görünüyordu. Görünebilirdi çünkü bende öyleydim. Ağzını açıp tam bir şeyler söyleyeceği sırada kral korkunç bakışlarını bana dikerek devam etti. "Oğlumuzun, bir kız için ailesine yalan söylemesi hiç hoşumuza gitmedi." Ne! Suçlu ben mi olmuştum yani?! Ben şeytana öfkeli bakışlar gönderirken o yerinde babasına bakarak huzursuzca kıpırdanıyordu. Sanki söyleyeceği sözleri tartıyordu. Başımı çevirip yanımda stresle dudaklarını dişleyen Ela’ya baktım. Bana Savaş’ın ailesinin çok nazik insanlar olduğunu söylemişti. Bunun olacağını tahmin etmemiş olacak ki bana özür dileyen bakışlar atıyordu ama o da benim gibi ağzını açıp hiçbir şey söylemedi. O sırada bir şeyi fark ettim. Kral, Savaş’a bağlı olduğumu bilmiyordu. Daha doğrusu bundan haberi bile yoktu. Sadece koruyucu olduğumu, Savaş’ın oraya benim için gittiğini ve tatil yaptığını falan sanıyordu. Yaşamam için yanımda olması gerektiği konusunda hiçbir fikri yoktu. Karmaşık düşüncelerim eşliğinde bakışlarımı Kraliçeye çevirdiğimde onun bana sinirle bakmadığını fark ettim. Kahverengi gözlerinde hüzün vardı. Daha sonra onunda Savaş’a ne kadar çok benzediği hakkında kafa yorabilirdim ama şimdi değildi. Ona baktığımı fark edince bana gülümsedi. Burada ne dönüyordu? Ağzımı açıp cevap vermek ve şeytana bağlı olduğumu söylemek istiyordum ama ortada kesinlikle bilmediğim bir şeyler dönüyordu. Ağzımdan bir şey kaçırırsam daha kötü olacağından korkuyordum. Savaş bağ hakkında bir şey söylemediyse bir bildiği vardır diyerek kendimi sakinleştirdim ve çenemi kapadım. "Bunu size defalarca söyledim. Onun bir suçu yok, her şeyi ben istedim. Sürünün yanında olmak benim kararımdı." Düşüncelerimden sıyrılarak kendimi Savaş ve kralın konuşmasına verdim. Şeytanın sözleriyle ortalık daha fazla gerilmişti. "Sen bir prenssin! Burada sorumlulukların var, bütün dünyanın öldürmek için peşinde olduğu kızın dibinden ayrılmayıp ailene yalan söyleyemezsin! Ya seni kurtaramasaydık? Krallığı tehlikeye atamazsın Savaş!" Kralın bağırmasıyla Savaş’ın yüzü buruştu. Pekala, o da öfkelenmeye başlıyordu ve ben kesinlikle şeytanın ters tarafıyla karşılaşmak istemiyordum. Kraliçe, kralı sakinleştirmek için bir şeyler söyledi ama duyamamıştım. İşler dahada kızışıyordu... Atışmalarını dinlerken yerin dibine girmek istemiştim. Savaş en sonunda dayanamayıp öfkeyle ayağa kalktı. "O sorumlulukların hepsini yerine getireceğimi söylemiştim, bu onun suçu değil!" Yanında oturan abisi yerinde kıpırdanıp Savaş’ı uyarmıştı. Kral konuşmaya başladığında yutkundum. Soğuk terler döküyorum ve kanatlarımı etrafıma dolayıp buradan kayb…