Dolunayın Altında

33. Bölüm

Yazar:

Dolunayın Altında - İrem Çiftçi kitap kapağı
Dolunayın Altında kitap kapağı

Bakışlarımı Mert'in kara gözlerinden çektim ve derin bir nefes aldım. Gecenin karanlığına ve soğuk, içimi titreten havasına karşın hala ayaktaydım. Bu da bir gelişmeydi... Biz burada beklerken hava kararmaya yüz tutmuştu ve ben bakışlarımı asla şeytanın olduğu yere çevirmemiştim. Bir şeyi bekliyorduk ama neyi bilmiyordum. Bıkkınlıkla iç çekerek yanımda benim hakkımda konuşan avcılara kulak kesildim. "Kanatlarını bağlamamıza gerek yok. Uçamıyor zaten." dediklerinde gözlerimi devirdim. Mert'in, bütün işini bırakıp yanımıza gelerek araya girmesiyle avcılar konuşmayı kesti. Ben bakışlarımı homurdanarak kaçırırken Vampir Prens resmen gözlerini gözlerimden çekmemekte ısrar ediyordu. "Bir yere kaçamaz." Nasıl bu kadar emin olabiliyordu? Buradan her türlü kurtulacaktım. Ya Savaş’la ya da onsuz. Hoş, onun keyfi yerinde gözüküyordu. Mırıldanarak başımı gökyüzüne kaldırdım. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. İzlenme hissiyle gözlerimi açtığımda Savaş'ın buz mavisi gözleriyle karşılaştım. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Yanındaki kızı umursamıyor gibi görünüyordu. Kesinlikle bir şeyleri sorguluyordu çünkü bu yüz ifadesini biliyordum. Genellikle kafası karıştığı zaman kaşları çatılıyor ve gözleri kısılıyordu. Bakışlarını benden çekip yere dikti. Bir şeyler yanlıştı. Bunu biliyordum. Şeytana bir şey yapmışlardı. Aniden sırtımdan hafifçe ittirilmemle irkilerek öne doğru bir adım attım. Avcı kalesinin önüne dizilmiş at arabalarını gördüğümde yavaşça iç çektim. Sanırım gitme vakti gelmişti. Yanımda iki avcıyla büyük, siyah bir at arabasına bindirildim. Karşımdaki koltuklar boştu, avcılar beni zorla arabaya bindirdikten sonra gitmişlerdi. Tek yolculuk yapacağım için sevinecektim neredeyse. Tabi bu sevinç ne yazık ki kısa süreli olmuştu. Kapının açılıp karşı koltuğa Mert'in oturmasıyla yüzüm asıldı. Yerimde sinirden kuduracaktım neredeyse! Her yerden çıkıyordu! Hemde her yerden! Bendeki değişikliği fark etmiş olacak ki tek kaşını kaldırdı ve sırıtarak konuşmaya başladı. "Koruyucu yerini beğenmemiş gibi... yoksa başka birini mi bekliyordun Dolunay?" Başımı önüme eğdim ve cevap vermedim. Artık yolculuğun hemen bitmesini dilemek dışında başka çarem yoktu. ....... Bir ya da iki saat sonra arabadan inmemizle rahat bir nefes aldım ve elimi ağrıyan boynuma götürdüm. Sırf yolculuk boyunca Mert'in yüzüne bakmamak için başım önde yeri incelenmiştim, onun ise bütün yol boyunca gözleri üzerimdeydi. Arabadan benden hemen sonra inen Mert yanıma geldi. Elini belimde hissetmemle irkildim. Avcıların gelmesini beklemeden öne doğru hafifçe beni ittirdi ve ilerlememi sağladı. Gözlerimi kısarak ona bakmam işe yaramamıştı. Elini belimden çekmiyordu. İsteğim dışında dokunulmaktan bıkmıştım. Vampir krallığının -öyle olduğunu tahmin ediyordum çünkü bu siyah, büyük şehrin başka açıklaması olamazdı- güller ve dikenlerle kaplanmış kapısı bizim için açıldı. Arkama dolu gözlerle baktım. Bu canavarların arasına girmek istemiyordum. Şeytan ortalarda görünmüyordu. Avcılar bizi bırakıp gitmişlerdi. Mert’le beni tek başıma bırakmışlardı. Büyük kapı aralandığında içeri göz gezdirdim. İki yana sıralanmış, prenslerini selamlayan vampir askerleri görmemle tüylerim diken diken oldu. Vampirlerden oluşan kalabalık -halk olmalıydı- askerlerin yanındaki boşluklara doluşmuş bizi izliyorlardı. Hepsinin vampir olduğundan emin değildim, bazıları diğerlerine göre daha cılız ve güçsüz görünüyordu. Tek benzer tarafları bize doğru diktikleri meraklı ve kırmızı bakışlarıydı. Evet, çoğunluğunun gözleri Mert’in aksine kıpkırmızı bir şekilde parlıyordu. Kalabalığın üzerimize diktiği rahatsız edici bakışların ve uzun bir yolun ardından sonunda durduğumuzda asık suratımı önümdeki heybetli saraya çevirmiştim. Tamda tahmin ettiğim gibi siyah duvarlarla ve güllerle kaplı bir saraydı ama tanrı aşkına, hayatımda daha önce hiç bu kadar büyük ve geniş bir yapı görmediğime emindim. Bütün saraylar böyle miydi acaba? Çünkü içeride on binden fazla oda varmış gibi gözüküyordu... "Yeni evine hoş geldin,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku