29. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Bilincimin yerine geldiğini hissediyordum ama kirpiklerim birbirine yapışmış gibi açılmamakta ısrar ediyorlardı. Gözlerimi açmak için biraz daha zorladım. Sonunda açılmaya karar verdiklerinde gözüme gelen ışığı engellemek için elimi yavaşça kaldırıp güneşin geldiği yere siper ettim. Acıyan boğazımı biraz yumuşatmak için yavaşça yutkundum ve güçlükle derin bir nefes aldım. Başımın ağrısı çok zorluyordu. Çokta fazla aralanmayan gözlerimi başıma şiddetli bir ağrı daha girmesiyle kapadım ve acıyla inledim. Kurumuş dudaklarımı dilimle ıslattım ve elimi yüzümden çekerek neler olduğunu anlamak için yerimden hiç istemesemde doğruldum. Gözlerimi tekrar araladım ve gördüklerimle irkilip kendimi geriye doğru itekledim. Yatakta olduğumu hesaba katmamış olacağım ki kendimi yerde bulmam saniyelerimi aldı. "Şapşal" Şeytanın dalga geçen sesini duydum ama onu takmadım. Koltuğa oturmuş yerdeki bana bakıyordu. Şu anda dikkatimi ona değil, sırtımdan yere doğru uzanan yeni, beyaz ve tüylü uzuvlarıma vermiştim. Buna alışık olmadığım için uyandığım anda biraz irkilmiştim ama tanrı aşkına, sırtımda iki kolum daha çıkmış gibi hissediyordum! Kaşlarımı çattım ve merakla başımı yana yatırıp beyaz renkte olan kanatlarımı incelemeye başladım. Bu çok değişik bir histi. Sanki dört tane kolum varmış gibi onları oynatabiliyor ve hissedebiliyordum. Sırtımda artık elbette bir ağırlık vardı ama ne çok ağır ne de çok hafifti kanatlar. Sırtımdan başlayıp yere yünlü bir battaniye gibi serilmiş beyaz uzuvlarımın dokusu yumuşacıktı. Çok narin ve hassas olduklarını şimdiden anlamıştım. Onları oynatmaya çalışarak hayranlıkla iç çektim. Hayatıma bu yeni uzuvlarla devam etmek kesinlikle bir işkence gibi olacaktı. Daha kontrol bile edemiyordum onları... Bakışlarımı alışık olmadığım kıyafetime çevirdim. Sırtı açık, beyaz ve sade bir elbise giymiştim. Aklıma gelen düşünceyle gözlerimi kısarak bakışlarımı elbisemden şeytana çevirdim. Ne düşündüğümü anlamış olacak ki sırıttı. "Merak etme melekcik, üzerindekini ben giydirmedim. Ece yardım etti" dediğinde rahat bir nefes aldım. İlgimi tekrar kanatlarıma çevirdiğimde şeytandan bir iç çekme sesi geldi. "Yakışmış" Dedi ve ayağa kalkarak yanıma geldi. Ona sorar bakışlar attım. "Bütün gün orada durmayı düşünmüyorsun herhalde" Başımı olumsuz anlamda salladım ve ayağa kalkmam için uzattığı elini tuttum. Yavaşça ayağa kalkıp dolabıma ilerledim. Bu elbiseyle durmaya devam edersem soğuktan donarak ölecektim sanırım... Dolabımın kapağını açtığımda gördüğüm görüntüyle gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Hiçbir bir kıyafetim yoktu, onun yerine üzerimdeki gibi sırtı açık elbiseler vardı. Başımı şeytana çevirdim ve konuşmaya başladım. "Bu ne?" Bana anlamaz bakışlar attı ve dolaba baktı. Sonrada kedi gibi sırıtarak konuştu. "Kıyafet" dediğinde ona ciddi misin der gibi baktım. "Ciddi misin Savaş?" dedim ve gözlerimi devirdim. "Normal kıyafetlerini giyeceğini düşünmüyordun herhalde," Dedi ve dolabın kapağını kapatıp karşıma geçerek üzerimdeki elbiseye kısa bir bakış attı. "Bence üzerindeki elbise gayet iyi" "Evet, donarak ölmemi istiyorsan çok güzel bir seçim" dedim şirince sırıtarak. Kaşlarını çattı. "Üşüyor musun?" Başımı yavaşça salladım. "Evet, üşüyorum ve biraz daha böyle kalmaya devam edersem donarak öleceğim şeytan" dedim ve yanından geçerek odamın kapısına ilerledim. Her şey güzel gidiyordu. Ta ki... ben kanatlarıma takılıp düşene kadar. Kapının önüne geldiğimde alışık olmadığım ve nasıl duracağını anlamadığım kanatlarımın üzerine basarak düşmekten, şeytanın beni son anda kolumdan yakalamasıyla ucuz kurtulmuştum. Kanatları artık bir fazlalık olarak görüyordum... "Kanatlarını kapatman gerekiyor aptal, öyle yürüyemezsin" dediğinde kaşlarımı çattım. "Bana hakaret etmekten ne zaman vazgeçeceksin?" Sırıttı. "Ancak öldüğümde bebeğim" Dedi ve başını onaylamaz bir şekilde iki yana sallayarak elini izime götürdü. Ne yaptığını anlamadığım için onu izlemeye başladım. Elini izime götürmüş, sonrada gözlerini kapatmıştı. Elini çektiğinde ise artık üşümüyordu…