Dolunayın Altında

28. Bölüm

Yazar:

Dolunayın Altında - İrem Çiftçi kitap kapağı
Dolunayın Altında kitap kapağı

"Yoruldum!" Sırtımın bir kez daha sert minderle buluşmasıyla acıyla inledim. Sırtımdaki yarıklar bana hiç yardımcı olmuyordu... "Ayağa kalk" Abimin emir veren sesiyle gözlerimi devirdim ve ayağa kalkmamak için direndim. Şeytanın benimle dalga geçerek kahkaha atmasını saymıyordum bile... gıcık. "Valla yoruldum. Canım çıktı, ne olur buna bir son verelim abi!" Abim beni hiç dikkate almıyordu. Yiğit ise abimin dediğini yapıyor, acımadan beni yere seriyordu. Bu kaçıncı düşüşümdü bilmiyordum ama yirmiden sonra saymayı bırakmıştım. Nefes nefese ayağa kalkmaya çalıştım ama dediğim gibi, sadece çalıştım. Ben daha ayağa kalkamadan Yiğit çevik bir hamleyle sırtımı tekrar minderle buluşturdu. Bu çocuk ne zaman bu kadar güçlü olmuştu?! "Çok yavaşsın Dolunay" Beni sinirlendirmeye çalışıyordu. Ben buna kanar mıydım? Elbette hayır. Şey belki... evet? Sinirlenmeye başlamıştım sonuçta. Yiğit'in alay dolu sesiyle bıkkınlıkla iç çektim. "Senin gibi kurt değilim, o yüzden dalga geçmeyi bırak Yiğit" Dedim üstüne basa basa ama sözlerime hiç aldırış etmedi. Aksine, beni geçiştirmek için elini salladı. "Mantıken sende kurtsun, Dolunay. Sadece dönüşmedin" Abim yine araya girmişti. Dönüşemedikten sonra kurt olsam ne fark ederdi ki? "İçimi çok rahatlattın, sağol abi" dediğimde bu sefer gözlerini deviren taraf o oldu. Başıyla arenayı işaret etti. "Devam edin." diye emir verdiğinde sıkıntıyla Yiğit’e baktım. Bana omuz silktiğinde yorgun bir şekilde iç çektim. Ne yaparsam yapayım onu yenemiyordum, üstelik asla yorulmuyordu. Ben ise ter içinde kalmıştım ve sırtımı hissetmiyordum. Şeytanın kahkahaları antrenman sahasında, arenada sabahtan beri yankılanıyordu. Bu ne kadar sinir bozucu olsada... gülmek ona çok yakışıyordu. Kapa çeneni iç ses. Ayağa yavaşça kalktım ve saldırı pozisyonumu aldım. Sağ ayak geri, sağlam bir şekilde yere bas. Eller göğüs hizasında... diğer yapacağım şey neydi? Yine unutmuştum ama kendimden emindim. Bu sefer yere düşmeyecektim. Yiğit tek kaşını sorarcasına kaldırdı ve bana alayla baktı. "Yine yerle öpüşmeye hazır mısın?" dediğinde şeytanice sırıttım. "Çok beklersin" dedim ve yumruk atacakmış gibi yapıp onu hazırlıksız bir şekilde yakaladım. Yumruk atmaktan vazgeçip elini yakalayıp çevirdiğimde acıyla inleyip yere düştü. Arkasına geçtim ve kolumu boynuna doladım. Sonunda abimin gösterdiği hareketi biraz olsun yapabilmiştim! Gerçi gerçek hayatta elimde bir hançer olması ve tutsağımın boğazını şimdiye kadar kesmiş olmam gerekiyordu ama şey... bu konu hakkında konuşmayacaktım. "Çok yavaşsın köpecik" dediğimde Şeytandan bir iç çekiş geldi. Tam ona bakacaktım ki dikkatim dağıldığı için sırtım tekrar yerle buluştu. Dişlerimi sinirle sıktım ve bedenimin üstüne tünemiş, beni yerimde sabit tutan Yiğit’e baktım. Abim ofladı ve konuşmaya başladı. "Beşinci Kural; hiçbir şeyin dikkatini dağıtmasına izin verme." Gözlerimi devirdim ve Yiğit’i üzerimden ittim. "Sanki vampirlere karşı bir şansım olacakta böyle konuşuyorsun" dediğimde abim ilk kaşlarını çattı, sonra ise gülümsedi. "Bunu da düşündük" dediğinde sorar gözlerle ona baktım. Abim Yiğit’e döndü ve göz kırptı. Kaşlarımı çatıp onları izledim. Yine ne karıştırıyorlardı? Bakışlarımı abimlerden çekip şeytana çevirdim. Ona bir haftadır soğuk davranıyordum, o ise beni haklı bulduğundan dolayı sesini çıkarmıyordu. Bu durum gittikçe tuhaf bir hal alıyordu. Antrenmanlarımın hepsine geliyor, sonrada bir şey demeden gidiyordu. Geceleri evdeydi, bizimle vakit geçiriyordu ama gün içinde ne yaptığını ya da nereye gittiğini bilmiyordum. Yanımdan gür bir hırlama sesi geldiğinde düşüncelerimden sıyrıldım ve yanında küçücük kaldığım kızıl kurda irkilerek baktım. İlk bir saniye neler olduğunu anlamadığım için tepki vermedim. Sonra işe ilk işim şaşkınlıkla abime dönmek oldu. "Bu adil değil!" dediğimde omuz silkti. "Savaşlar hiçbir zaman adil değildir Dolunay" dediğinde yutkundum ve kurt cüssesiyle önümde duran Yiğit’e baktım. Çok büyük gözüküyordu. Onun yanında minnacık kalıyordum. Zaten boyum bir altmış beş fala…

Bölümün tamamını WritePad'de oku