27. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Kraliçeden mesaj getirmişti. Ortamda uzun bir sessizlik oldu. Havanın kararmasıyla Vampirlerin gözlerindeki kırmızı daha belirgin olmuştu. Bu... Bu çok ürkütücüydü. Adamların gözleri resmen fosforluymuş gibi parlıyordu! Vampirlerden korktuğum için mırıldanarak şeytana biraz daha yaklaştım. Arkasında hareketlenme olunca yüzünü yana çevirdi ve bana bakarak derin bir nefes aldı. Sonra tekrar önüne döndü. "Söyle" Dedi şeytan emir veren bir sesle. Serkan'nın dudaklarında anlık bir tebessüm belirdi. "Kraliçe kapımızın koruyuculara her zaman açık olduğunu söylüyor" dediğinde yutkundum. "Ve sanada Savaş." Bu kraliçe gerçekten onun tarafına geçeceğimizi mi sanıyordu? Saçmalık. Şeytanın arkasından birkaç adım öne çıktım ve soğuk bir sesle konuşmaya başladım. "Gerçekten sizin yanınızda olacağımızı mı sanıyorsunuz? Kendinizi kandırmaya devam edin." dedim ve bana cevap veren Serkan'a gözlerimi kısarak baktım. Bu. Adamı. Boğazlayacaktım. "Sana sormadım zaten güzelim. Savaş nereye, sende oraya" Dedi sırıtarak. Bakışlarımı Savaş'a çevirdim. Sessizdi. Neden cevap vermiyordu? İçimi kaplayan sıkıntıyla titrek bir nefes aldım. Yanlış bir şey yapmazdı değil mi? Kaşlarımı çattım ve kararsız yüz ifadesini hiçe sayarak ona seslendim. "Savaş?" dedim. "Neden cevap vermiyorsun?" Lütfen düşündüğüm şeyi yapma diye haykırdım içimden. Lütfen! Serkan'dan gülme sesi gelince çaresiz bakışlarımı ona çevirdim. "Çünkü güzelim" Dedi ve kararsız kalan şeytana baktı. "Şeytan bu savaşta, tarafsız olan" Duraksadı. "Belkide eski dostlarının yanına dönmek istiyordur. Şeytan gibi krallıkta eskiden vampirlerle birlikteydi." dediğinde nefes alamadım. Bu... bu da ne demekti! Hayal kırıklığına uğramış gözlerle şeytana döndüm. Başını öne eğmiş yere bakıyordu. Titrek sesimle konuşmaya başladım. "Savaş" Dedim ve yutkundum. "Bu da ne demek oluyor?" Yine cevap vermedi. Nefes alamıyordum. Gözlerimin kızardığına emindim. Sinirden gözlerim dolmuştu! Lütfen dalga geçiyor olsundu! Krallık ne zaman Vampirlerin yanındaydı? Ya o? Eski dost ne demekti! "Savaş!" Dedim titrek sesimle. Ağlıyordum. Yanağımdaki bir damla yaşın yerini daha fazlası almıştı. "Neden cevap vermiyorsun? Bir şey söylesene!" sesim sona doğru yüksek çıkmıştı. Hayal kırıklığına uğramıştım ama çaresizlik hissi daha ağır basıyordu. Beni kandırmış mıydı? Saçmalama Dolunay, adam sana zarar vermek isteseydi çok önce verirdi. O zaman neden eskiden Vampirlerin yanında olduğunu söylememişti? Abim biliyor muydu? Arkasında değildim artık, vampirler bile ondan daha doğru gelmişti. Ağlamamak için derin derin nefesler alıyordum. Lütfen yapmadığına dair bir şey söylesindi! Ufacık bir cümle bile bana yeterdi. Gözlerimi bana bakmayan suratından çektim. "Şeytandan ne beklersin ki zaten?" dediğimde başını yavaşça kaldırdı. Yüz ifadesinden bir şey anlamıyordum. Çok kararsızdım. Başımı geriye doğru attım ve yavaşça yutkundum. Gözlerim yanıyordu. Görüş alanım bulanıktı. Elimin tersiyle yanağımdaki gözyaşlarımı sildim. Sırtımdaki acı ve üşümemi söylemiyordum bile... Hayal kırıklığı ve sinir şu anda kesinlikle daha ağır basıyordu! Serkan alay dolu bir sesle konuşmaya başlayınca yumruklarımı sıktım. Ellerimi o kadar çok sıkmıştım ki tırnaklarım avcumu delip geçmişti ama buna aldırış etmemiştim. "Sana söylememiş miydi?" Gözlerimi kıstım ve cevap verdim. "Söylemişe mi benziyor aptal?" dediğimde sustu. Yanımızdaki ağaçlar ve çimler yavaş yavaş solmaya başladığında bunun benden kaynaklı olduğunu hemen anladım. Doğa, ruh halime tepki veriyordu. Buna sevinemeyecek kadar kızgındım. Resmen normal zamanda çenesi düşük olan şeytanın konuşmayacağı tutmuştu! Serkan'dan hayret nidası çıktığında bile o tarafa bakmadım. Kızgın bakışlarımı şeytanda sabitlemiştim. "Koruyucu güçlenmiş" dediğinde gözlerimi devirdim. Ormanın içinden kurt uluması geldiğinde derin bir nefes aldım. Bu abimin ulumasıydı... Bana sesleniyordu. Hissediyordum. Karanlık ormanın içinde bir çift kahverengi parlak göz gördüğümde oraya baktım. Abim bir şeyler olduğunu anlayıp gelmişti. Arkas…