26. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Şehre doğru yürümeye başlamıştık. Şeytan arada bir yüzüme bakıyordu, sonra tekrar önüne dönüyordu. Bu aralar davranışlarında bir tuhaflık vardı. Gerçi o her zaman anormaldi ama neyse... Şehrin içine girdiğimizde koskoca binalar bizi karşılaşmıştı. Açıkçası bu görüntüyü hiç özlememiştim. Orman en iyisiydi. "Ne yapmak istersin?" Sorusuyla yanımda sessizce yürüyen Şeytana baktım. Şehirde amaçsızca oradan oraya koşturan insanlar hiçbir şeyin farkında değillerdi. Yanlarından bir şeytan geçiyordu. Bu düşüncemle gülümsedim. Eski hayatımda böyleydi. Özledim denemezdi ama yinede bir parçam eski yaşamıma dönmek istiyordu... Yavaşça iç çektim ve etrafa kısa bir bakış attım. Sıra sıra dizilmiş mağazalar ve kafeler rengarenk gözüküyordu. Bir yerde otursak hiçte fena olmazdı... "Aslında bir yerde oturabiliriz." dedim ve ona baktım. "Nasıl istersen" Dedi. Sonrada bir kafe bulup içeri girdi. Bende onu takip ettim. "Savaş?" biri Savaş'a seslendiğinde bakışlarım o yöne döndü. Kahverengi saçlı ve yeşil gözlü bir adam buraya geliyordu. Savaş'la aynı yaşta gibiydiler. "Seni buralarda görmeyeli çok oldu" Dedi ve gülümsedi. Onlara anlamaz bakışlar attım. Buraya daha önceden gelmiş miydi? Savaş, adama başını salladı ve en köşedeki masaya geçip oturdu. Bakışlarını yüzümde hissettiğimde karşısına oturmamı istediğini anladım. "Hoş geldin yenge" Bu adam gitmemiş miydi? Ona hafifçe gülümsedim ve masanın diğer tarafındaki koltuğa oturdum. Bir saniye... yenge mi dedi o? Ben tam ağzımı açıp öyle olmadığımı söyleyecekken şeytan araya girdi. "Meyve suyu ve bir bardak su" Savaş sipariş verdiğinde adam başını salladı ve masanın yanından ayrıldı. Homurdandım ama uzatmadım. Kime ne anlatacaktım ki? Ellerimi masaya yasladım ve gözlerimi şeytana diktim. Bazı şeyleri konuşmak için iyi bir fırsattı. "Savaş" Dedim ve bana baygın bakışlar atmasını izledim. Ne yani, konuşmamı istemiyor muydu? "Gönder gelsin" Dedi ve koltukta daha fazla yayıldı. Soru soracağımı anlamıştı. Ona anlamaz bakışlar attığımda derin bir nefes aldı ve her zaman olduğu gibi açıklamaya başladı. "Genelde saçma sorular soruyorsunda o yüzden dedim Dolunay" Dedi ve garsonun getirdiği sudan bir yudum aldı. Boğazımı temizledim ve 'bana göre mantıklı' olan sorumu sordum. "Ailenin benden haberi var mı?" "Yok" Dedi ve gözlerini etrafta gezdirdi. "Neden söylemedin?" dedim ve önümde duran meyve suyundan bir yudum aldım. Gözlerini tekrar bana çevirdi. Bu sefer bakışları gözlerimde değil, boynumda olan dövmedeydi. "Eğer koruyucunun bana bağlı olduğun öğrenirlerse seni yanlarına almak isteyeceklerdir" Dedi. "Bunun nesi kötü ki?" dediğimde kısık bakışlarını boynumdan gözlerime çevirdi. "Biz krallıkta yaşıyoruz Dolunay, orası senin için güvenli değil" Dedi ve duraksadı. "Şu anda en güvenli yer abinin ve benim yanım" Kaşlarımı çattım ve bakışlarımı masaya indirdim. Ailesinin yanında olmak varken beni korumak için onlara söylememişti. Neden böyle yapmıştı ki? "Burada kalmak için ailene nasıl bir yalan söyledin?" dedim. Sonuçta uzun süredir yanlarına gitmiyordu. Burada kalmak için bir şeyler söylemesi gerekiyordu. Başını yana eğdi ve pis bir şekilde sırıttı. Bu sırıtışın altında bir şey yatıyordu. Yine ne olmuştu? "Bağırmak yok ama..." dediğinde sorar gözlerle ona baktım. Kesinlikle sinirleneceğim bir şey söyleyecekti. Sinirlenmemek için dudaklarımı dişledim ve gözlerimi kapatıp açtım. "Ailene ne dedin Savaş?" Sakin olmak için meyve suyundan bir yudum daha aldım. Sırıtması iyice büyüdü ve beni baştan aşağı süzdü. "Hamile olduğunu" dediğinde gözlerimi kocaman açtım ve meyve suyunun birazını püskürttüm. "Ne dedin?!" Kafedeki bütün bakışlar bize dönmüştü. Savaş sakince peçetelikten bir peçete çıkardı ve bana uzattı. Ciddi değildi değil mi? Nolur ciddi olmasın! Sakince güldü. "O kadar da kötü değil" Dedi ve gözlerini devirdi. "Tek kötü yanı seni onlarla tanıştırmamı bekliyorlar." Ona kısık ve sinirli gözlerle baktım. "Bana öyle bakma Dolunay. O anda aklıma yalan olarak tek bu gelmişti." Dedi ve bardaktaki suyunu tek sefe…