24. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Umarım yanlış bir şey yapmazdı. Bir anlık sinirle zaten çekip gitmişti. Şeytanın ne yapacağını kestirmek çok zordu... Diğer koltuğa oturmuş, dirseklerini dizlerine yaslamış bir vaziyette gözlerini kırpmadan beni izliyordu. Bunu yaparken çenesi kasılıyordu, sinirli olduğu çok belliydi. Bize yardım eden kadın dışarı çıkmış ve abime haber vermeye gitmişti. Abimin, bu soruna çözüm yolu bulunamayacağını öğrendiği zaman çok fazla sinirlenmesinden korkuyordum. Savaş'a kesinlikle çok kızacaktı... Hala kendime gelememiştim. Hava kararmaya başlamıştı ama ben ruhsuz bir şekilde koltuğun üzerinde yatmaya devam ediyordum. Şeytanda sessizce beni izliyordu ama şu anlık bakışları yanan şöminenin üzerindeydi. Elini önüne getirmiş, parmaklarını oynatarak ateşe şekil veriyordu. Ben yeni uyanmıştım, sanırım bir ya da iki saattir uyuyordum. Boynumdaki acı yerini sızlamaya bırakmıştı. Gözlerimi şeytandan çektim ve koltuktan yavaşça doğrulmaya çalıştım. Bir ayna bulup bakmam gerekiyordu. Boynumda neler olup bittiğini bilmiyordum... Bir hareketlenme olduğunda şeytan bakışlarını yanan şömineden çekmiş, tekrar bana çevirmişti. Bir süre kaşlarını çatarak buraya baktı. Sonra ayağa kalkmaya yeltendi ama onu durdurdum. "Burada ayna var mıdır?" dedim ve ellerimi saçlarımdan geçirdim. Kadın gitmeden önce kanlı kolumu sarmış ve temizlemişti. "Lavaboda vardır" Dedi durgun bir şekilde. Ses tonunda yorgunluk vardı. Başımı salladım ve yavaşca ayağa kalkarak etrafa göz gezdirdim. "Yardıma ihtiyacın olmadığına emin misin?" Sorusunu olumlu bir şekilde cevaplayıp lavabo olduğunu umduğum bir kapıya ilerledim. Kapıyı açıp içeri girdim ve lavabonun karşısına geçerek gözlerimi kapattım. Gözlerimi hazır olduğum zaman açacaktım. Ne göreceğimden korkuyordum... Birkaç dakika durup derin bir nefes aldım ve gözlerimi yavaşça açtım. Bakışlarım direkt boynuma yönelmişti. Titrek birer nefes aldım ve elimi boynuma götürdüm. Bu bir çeşit dövmeydi. Savaş'ın göğsündeki dövmeye benziyordu ama daha farklıydı. Bir yılan, bir meşaleyi diklemesine sarmıştı. Dövmenin etrafında kızarıklıklar vardı, yeni olduğu çok belliydi. Aynada benim dışımda şeytanın yansımasını da gördüğümde silik bir şekilde gülümsedim. Ellerini yavaşça saçlarıma çıkardı ve karışmış kahverengi tutamların hepsini sağ tarafıma verdi. Boynumdaki iz artık daha fazla belli oluyordu. Şeytan kaşlarını çatmış boynumu inceliyordu. Bir süre sonra o da derin bir nefes aldı ve elini saçlarımdan çekip boynuma getirdi. Baş parmağıyla dövmenin üzerinden geçmeye başlamıştı. Elleri titriyordu. Biraz olsun sakinleşmek ve moralimin yerine gelmesi için başımı kaldırıp şeytanla aynadaki yansımamıza baktım. Arkamda duruyordu, ikimizde sessizdik. "Fondötenle kapanır mı sence?" dedim gülümseyerek. Dudaklarından saniyelik bir gülümseme geçti. "Bunun intikamını çok güzel alacağım" Dedi keskin sessiyle. Dudakları düz bir çizgi halini almıştı. Bir süre sonra başımın üzerine bir öpücük kondurdu ve lavabodan ayrılarak kulübenin kapısına ilerledi. Yine gidiyordu... Gözlerimi devirdim ve onu takip etmeye başladım. Üzerinde hala bir şey yoktu, havanın soğukluğuna karşın üşümüyor gibiydi. Siyah kanatlarını sıkıca sırtında katlamıştı. Hızlıca daha önce görmediğim bir kulübeye ilerledi. Bu kulübe toplantı odası gibi bir yerdi sanırım. Işıkları açıktı ve içeriden sesler geliyordu. Şeytan kapıyı çalmadan direkt içeri girdi. Bende onu kaşlarımı çatarak izledim. Ne karıştırıyordu yine? Onun ardından içeri girmek için kulübenin kapısını çaldım. Sonuçta şeytan değildim. İçeriden ses gelmeyince kapıyı açtım, gördüklerimle gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Evet, burası kesinlikle toplantı odasıydı. İçeride birbirinden farklı insanlar, pardon kurtlar, bir masanın etrafında toplanmışlardı. Hiçbirini daha önce görmemiştim. İçeri girmemle bütün gözler bana döndü ve büyük bir sessizlik oldu. Gözler bana döndü derken, hepsi boynumdaki ize bakıyordu. Sadece şeytan sırıtarak gözlerimin içine bakıyordu. "Beni takip edeceğini biliyordum." Dedi küstah bir şekilde. Gıcık şeytan…