21. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Masadaki herkes kahvaltı yapmayı bırakmış bana bakıyordu. Bu nedense kendimi suçlu hissetmeme neden olmuştu. Abim boğazını temizledi ve şeytana çok kötü bir bakış attı. Annemde bana bakmayı bırakmış, şeytanın umursamaz yüzünü inceliyordu. Buradan şunu çıkarmıştım; bilmemem gereken bir şeyi şeytan bana söylemişti. En azından bir işe yaramıştı şeytan olarak, ölmemem için ona ihtiyacım olması düşüncesini bir kenara bırakarak. Bunu her hatırladığım da kalbim hızlanıyordu. Ürkütücü... Şeytan umursamaz bir şekilde kahvaltısını yapmaya devam ederken durumu fark etmiş olacak ki başını kaldırdığında göz göze geldik. Bana göz kırptı, sırıtarak abimlere döndü. "Zaten öğrenecekti, ben sadece bu işi biraz daha hızlandırdım" Dedi ve tekrar kahvaltısına döndü. Abim sabır dilercesine gözlerini kapattı sonrada eliyle burun kemerini sıktı. Bir şeyler mırıldandı ama duyamamıştım. Yiğit olayı anlamamış gibi kaşlarını çatmış abime bakıyordu. "Savaş ona sürekli melekcik diye sesleniyor, ne bekliyordunuz ki? Eninde sonunda soracaktı" bütün gözler bu seferde konuşan Yiğit'e dönmüştü. "Çok yardımcı oluyorsun Yiğit" dedim ve gözlerimi devirip tabağımla oynamaya başladım. "Anne, istersen anlatmayabilirsin" Abimin sesiyle başımı tabaktan kaldırıp ona baktım. "Hayır öğrenmesi gerekiyor" Annemin dedikleriyle abim başını onaylarcasına salladı ve bana döndü. Annem yavaşça iç çekti ve konuşmaya başladı. "Eskiden... Eskiden benimde kanatlarım vardı, o olaydan önce..." Hangi olay? Annem duraksıyordu, zar zor anlatır gibi bir hali vardı. "Vampirler..." Ah yine mi o yaratıklar! "Eskiden yaşadığımız krallığı bastı, melek ve şeytanların en kör noktalarına saldırdılar, kanatlarına. O zamanlar sana hamileydim, abin altı yaşlarındaydı. Baban... onlarla savaştı." Derin bir nefes aldı. Sanki daha fazla anlatamayacaktı. Annemin kanatları yoktu çünkü onları ondan zorla almışlardı. Dehşete düştüm. Vampirlerden daha çok korkmaya başlamıştım. Abim araya girdi ve söze son noktayı koydu. "Tamam, yeter bu kadar. Dolunay, kahvaltını yap." Dedi. Bende tekrar başımı eğip tabağımla oynamaya başladım. Eskiden krallıkta mı yaşıyorduk? Neresiydi orası? Vampirler neden saldırmışlardı? Aklıma teker teker sıralanan sorularla merakım daha da artmıştı ama soru soramazdım, bu hassas konuda olmazdı. Yeterince şey öğrenmiştim. Sızlayan sırtıma gözlerimi devirdim. İşte sızı yine başlamıştı. Düşüncelerimden kurtulmak için derin bir nefes aldım ve konuyu değiştirmek amacıyla başımı kaldırdım. Şeytanla göz göze geldik. O da krallıkta yaşıyor muydu eskiden? Ya da en mantıklı soru, o şu anda nerede yaşıyordu? Ormanda olacak hali yoktu ya... Ailesinin olduğunu da söylemişti. Bana kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu. Onun sonsuzmuş gibi gözüken mavi gözlerinden bakışlarımı çektim ve abime baktım. Bir soru gelmişti aklıma, Krallık gerçektende nasıl bir yerdi? "Abi" dedim. Başını kaldırıp bana bakınca devam ettim. "Prenses ve prensler gerçek mi?" Şu anda iç sesim bana gülüyordu. Haklıydı tabi, bu soru biraz çocukça olmuştu. Abim gülümsedi ve "Gerçekler" Dedi. Gözlerimi şaşkınlıkla açtım. Şu filmlerde izlediğimiz prensesler ve prensler gerçekti! Balolar, saraylar... "Onlarla tanışabilir miyiz?" Soruyu çok heyecanlı sormuştum. İçimde küçük bir kız heyecanla kıpırdıyordu. Biliyorum, çok çocuksu olabilirdim ama sonuçta hayatımda kaç prensesle tanıştım ki? Soruyu sorduğum anda şeytanın kahkaha sesiyle ona dönüp kızgın bakışlar attım. Ama lanet olası çok güzel gülüyordu! "Ne gülüyorsun ya! Hem sen ne anlarsın ki prenslikten, gıcık" dedim ve gözlerimi kıstım. Odun değil kereste! Ama çok güzel gülüyor... Kapa çeneni iç ses! Bir iki dakikanın ardından kahkasını zar zor durdurabilmişti. O kadarda komik değildi! Masada benim dışımda hiç kimse ona aldırmıyordu. Abim kısık sesle sırıtarak konuşmaya başladı. "Tamda adamına sordun" Dedi. Ne dediklerini anlamamıştım. Şeytanın gülümsemesi sırıtmaya dönmüştü. "Tabi, ben ne anlarım? Sonuçta prens değilim" Dedi ve bakışlarını yüzümden çekip tabağına odaklandı. Eh bir…