17. Bölüm
Yazar: İrem Çiftçi

Hiçbir şey olmadığında gözlerimi yavaşça araladım. Sanırım şu dönüştürme işide yaramıyordu... Başımı çevirip şeytanın donuk ve ifadesiz yüzüne baktım, sonrada Ece ve Yiğit'te bakışlarımı gezdirdim. Onlarda sakin ve ifadesiz görünüyorlardı, benimse korkudan ellerimle ayaklarım titriyordu. Tam ağzımı açıp neler olduğunu soracakken kafamın içinde bazı sesler duymaya başladığımda kaşlarımı çatıp karşımda duran abime baktım. Gözleri hala kapalıydı. Kafamın içindeki sesler gittikçe fazlalaşmaya başlarken endişe dolu gözlerimi şeytanın mavi gözlerine çevirdim. O da garip bir şeyler olduğunu anlamış olacak ki göğsünde bağladığı kollarını çözdü ve yüzüne ciddi bir ifade alıp burayı izlemeye başladı. Bir süre sonra kafamın içindeki sesler dayanılmayacak bir hal aldığında gözlerimi şeytandan çekip kafamı eğerek yere bakmaya başladım. Seslerin bazılarını ayırt edebilmiştim daha çok kurt ulumaları vardı, sonrası ise anlamadığım birkaç sözcüktü. Başıma keskin bir acı saplandığında acıyla inledim ve dişlerimi sıktım. Terlemeye başlamıştım, soluk alıp verişim hızlanmıştı. Korkuyla arkamdaki duvara yaslandım ve gözlerimi kapattım. Başımın ağrısı her saniye artıyordu, gittikçe dayanılmayacak bir hal alıyordu. Kulaklarım çınlıyordu ve gözlerim kararıyordu. Bir elimi kaldırıp başımı tuttum ve sırtımı duvardan kaydırıp yere çöktüm. Abim ne yapıyorsa devam ediyordu. Başımı kaldırıp abimin yüzüne baktım. O da gözlerini araladı. Gözlerinin kırmızı renge büründüğünü gördüğümde irkildim. Dudaklarını araladı ve konuşmaya başladı. "Dolunay, karşı koyma dediğimi yap" Dedi ürkütücü bir sesle, sonra ise gözleri biraz daha karardı ve yaptığı şeye devam etti. Artık dayanamayacaktım, canım yanıyordu. Ellerimi yere koydum ve ayağa kalkmaya çalıştım. Bu dönüştürme değil, tam bir işkenceydi. Sanki biri beynime bıçak saplıyormuş gibi acıyordu. Titrek sesimle abimin durması için ona seslendim. Ama beni duymadı. Yaptığı işe odaklanmış gibiydi. Gözlerimi yardım ister gibi Ece'yle Yiğit'e çevirdim. Onlarda endişeli duruyorlardı ama abim alfa olduğu için müdahale etmeye korkuyorlardı. Burnumda sıcak bir sıvı hissettiğimde elimi burnuma götürdüm. Parmağıma kırmızı bir sıvı gelmişti, burnum kanıyordu... Gözlerimi kapattım ve bir an önce bitmesini bekledim. Sonunda bir ses kullağımda çınladı, bu şeytanın sesiydi. "Emre yeter bu kadar. Bırak." Sesi ürkütücü ve keskindi, emir verir gibiydi. Abim onu dinlemediğinde şeytan önüme geçti ve büyük kara kanatlarını beni saklamak istermişçesine açtı. Abimi göremiyordum ama yaptığı şeye son verdiğini anlamıştım. Başımdaki acı gitmişti ve etrafın görüntüsü tekrar eski haline gelmişti. Şeytan kanatlarını kapattı, abimin yüzünü şimdi görebiliyordum. Endişeli gibiydi. Gözlerini şeytandan çekip bana indirdi. "Özür dilerim Dolunay ben... işe yarar sanmıştım..." Abim sözlerine devam edecekken şeytan araya girdi. "Şimdi sırası değil" Dedi ve yanıma çömeldi. Kapı kapanma sesi geldiğinde gözlerimi şeytanın yüzünden alıp kapıya baktım. Abim gitmişti. Sanırım herkesi hayal kırıklığına uğratmıştım... Ece'yle Yiğit yanıma geldiklerinde iyi olup olmadığımı sordular. Başımı sallamakla yetindim. Şeytan elini kaldırdı ve burnuma götürdü. Yavaşça dokunup kanı sildiğinde irkildim. Bunu yaparken çenesi kasılıyordu. "Pekala, bugünlük yeter. Benimle geliyorsun." deyip ayağa kalktı. Elimden tutup beni de yavaşça kaldırdı. "Dolunay iyi olduğuna emin misin?" Diye sordu Ece. "İyiyim, merak etme" dedim gülümsemeye çalışarak. Şeytan konuşmaya başlayınca sorar gözlerle ona döndüm. "Bir süre ortalarda yokuz bizi idare edin." dediğinde gözlerim irileşti. Bir süre yokuz da ne demekti? Ben şaşkın şaşkın ona bakarken Yiğit araya girdi. Onunda kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. "Nereye gideceksiniz?" Diye sordu merakla. Şeytan sırıtarak Yiğit'in yanına geldi ve bir elini omzuna koydu. "Bu seni hiç ilgilendirmiyor köpecik..." Dedi, ardından yanıma gelip elimden tuttu ve kapıya doğru benimle yürümeye başladı. Ben ise hala şaşkın bir şekilde ona bakıyordum. Kapıdan çıktı…