9.Bölüm: "Acı Bir Sitem"
Yazar: Sümeyye Demirkan

9. "Bir Acı Sitem" Bazen biriyle yeniden tanışmak zorunda kalırsınız çünkü bazen hayat bunu gerektirir. Bir kişiye kaç şans verilir bilmem ama eğer ki gönlünüz varsa bunun bir sayısı yoktur. Ben bize bir şans verdim. Biz demek şu an için başka bir boyuttu ama aramızdaki elektriğin yahut hissin adının arkadaşlıktan öte olduğunu biliyordum. Bunu o da biliyordu. Bu yüzden bana geldi. Şimdi onca yaraya inat kanamam durmuş gibi devam edecektim hayata, etmeliydim. Sıraç: Telefon numaranı verdiğin için teşekkür ederim Burçe. Burçe: Rica ederim. Sıraç: Nasılsın peki? Burçe: İyiyim, sen nasılsın? Sıraç: Seninle konuşurken her zaman iyiyim. Burçe: Ne desem bilemedim ama iyi hissettim. Sıraç: Kötü hissetme zaten Sıraç: Ben bundan sonra daha dikkatli olacağım. Burçe: Hayır böyle söyleme, bana karşı rol yapmak zorunda değilsin. Sıraç: Haklısın ama bir şeye kızınca sana bunu yansıtmam doğru olmaz, bunu hak etmiyorsun. Burçe: O zaman sen de bir şeylere kızma. Sıraç: Umarım... ''Burçe yemeğin soğudu,'' diye uyardı Günseli karşımda çorbasını içerken. Başımı telefondan kaldırıp, ''Tamam bitti işim zaten,'' deyip Sıraç'a hızla bir şeyler yazıp telefonu kapattım. Günseli gözlerini kısarak, ''Konuştuğun biri mi var yoksa?'' diye sordu. ''Okuldan bir arkadaş,'' dedim sakin bir geçişle. Günseli ekleme yapmayıp kafasını salladığında Beren ruhsuz tavrıyla kaşığını bırakıp çatalını kavrayarak, ''Erkekler şerefsizdir,'' diye homurdandı. ''Konuşma kimseyle.'' ''Seninki öyle diye her erkek aynı olacak diye bir kural yok,'' dedi Günseli, Beren'e doğru. ''Ayrıca bırak artık şu çocuğu! Daha fazla bir şey yaşamadan bitti gitti işte.'' Beren başını öne eğerek bir şeyler mırıldanır gibi olduğunda onu duyamadım ama mutsuz olduğunu görüyordum. Her insan gibi bazı duyguları yaşaması gerekiyordu. Bu konuda özgürdü. Yemeğimizi yedikten sonra doğruca odamıza çıktık. Nazlı'mın yemini verip suyunu değiştirdikten sonra biraz ders çalışmak için masanın başına geçtim. Günseli o sırada kitap okurken Beren ise yatağında uzanmış müzik dinliyordu. Odada bir sessizlik hakim olduğunda kapımız çaldı. Dikkatim dağılırken Günseli ayaklanıp kapıyı açtı. Arkamı dönüp kapıda; elinde mavi valiziyle orta boylu duran kıza baktım. Kız, ''Merhaba,'' dedi. ''Yeni oda arkadaşınızım.'' Toparlandım. Günseli, ''Hoş geldin,'' diyerek kapıyı biraz daha ayarladı ve kızı içeri aldı. Beren uzandığı yerden kalkıp oturur pozisyona geçtiğinde kız biraz daha ortaya geçerek, ''Rüya ben,'' diye tanıttı kendini. Koyu saçlı ve esmer biriydi. Onunla hızlı bir tanışma süreci yaşadık. Kız valizini kenara koyup etrafa göz attığında, ''Küçükmüş bu oda,'' diye burun kıvırdı. ''Kümes gibi.'' Ve ardından güldü. Beren soğuk bir sesle, ''Beğenmediysen değiştirebilirsin,'' diye karşılık verdi. Rüya, ''Maalesef burayı gösterdiler,'' dedi ve sonra ranzadaki alt kata baktı. Orası boştu. Gözleriyle işaret yaparak, ''Burası mı benim yerim?'' diye sordu. ''Evet,'' dedim. ''Ben altta yatmasam olmaz mı ya?'' Günseli kolunu yasladığı yerden konuşurken, ''Sebep?'' diye sordu. ''Hiç,'' dedi Rüya eğlenir gibi. ''Üstte yatmayı daha çok seviyorum da.'' ''Valla orası boş sadece,'' dedi Günseli. ''Keyfin bilir.'' Rüya'yı pek sevmemiştim ve kanım ısınmamıştı. Günseli ve Beren'de aynısı olmamıştı, onlara ısınmıştım ama ilk dakikalardan anladığım kadarıyla Rüya bizi yoracak gibi duruyordu. ''Neyse şansımıza küselim,'' diye homurdandı Rüya ve üzerini çıkarmaya başladı. Günseli ve Beren'le göz göze geldim. İkisi de gözlerini devirdi ve bu konuda yalnız olmadığımı gördüm. Belki önyargılı yaklaşmıştık ama öyle olmayacaktı. Yatma vakti geldiğinde yataklarımıza çıktık. Yatağıma uzandım ve telefonumu elime aldım. Işıklar sönmüştü. Ekran parlaklığını en aza getirip yüzüme bir tebessüm iliştirdim. Sıraç: Sabah görüşeceğiz değil mi? Burçe: Öğlen evet çünkü bir proje üzerinde çalışıyoruz biliyorsun. Burçe: Yok ben onu kast etmedim Sıraç: Belki derse girmeden bir çay içeriz olmaz mı? Burçe: Hele bir sabah olsun da bakalım. Sıraç: Olur olur Burçe:…