15.Bölüm: "Sıfırdan Başlamak"
Yazar: Sümeyye Demirkan

15. ''Sıfırdan Başlamak'' Kaldığın yerden devam etmek değil sıfırdan başlamak denir buna, yaşadığımız aşka ve tüm hissettiklerimize. ''Tatilde ne yapacaksın?'' diye sordu Sıraç, karşımda oturmuş çayını yudumlarken. Ağzımdaki lokmayı bitirip, ''İstanbul'a gitmek istiyorum,'' dedim. ''Anneme, babama ve kız kardeşime. Onları özledim.'' Sessizleştim. ''Hep özlüyorum.'' Sıraç temkinli bir ifadeyle gözlerimi süzerken onunla birkaç günde ne kadar yol kat ettiğimizi daha iyi anlamıştım çünkü bana bakarken beni tanıdığını biliyordum. Beni anladığını da. Bardağını masaya bırakıp üzerime doğru eğilircesine sessizce ama kendinden emin, ''Dilersen seninle gelirim,'' dedi. ''Hatta gelmek istiyorum, geleyim mi?'' ''Olur,'' dedim gülümseyerek. ''Ama... Yani tuhaf olur.'' ''Nedenmiş?'' ''Boş ver,'' diye salladım elimi ve çatalımı elime alıp zeytine batırdım. ''İki hafta iznimiz var,'' dedi Sıraç. ''Ne zaman istersen gidebiliriz? Ona göre bilet alayım.'' ''Olur ama trenle gidelim,'' diye baktım gözlerinin içine. ''Hatta mümkünse vagon dokuz olsun.'' Bal renginin tadını alır gibi ruhumda yayılan o hisle beni sarmaladığında, ''Olsun,'' diye salladı kafasını ve vakit kaybetmeden telefonuna sarıldı. Tren için bilet bulmak çok kolay olmuyordu. Kısa bir araştırma sonrasında, ''Önümüzdeki cumartesi,'' diye konuştu. ''Hem de dokuzuncu vagon, yirmi dört ve yirmi beşinci koltuklar boş. İyi mi?'' ''Evet olur.'' ''Alıyorum bir dakika,'' dedi ve birkaç işlem sonrasında biletlerimizi aldı. Telefonunu masaya koydu ve arkasına yaslandı. ''Tamamdır, haftaya cumartesi gidiyoruz.'' ''Teşekkür ederim,'' dedim mahcubiyet hissederek. "Kötü hissetmene sebep olmak istemiyorum.'' ''Öyle hissetmiyorum,'' diyerek boğazımdaki yumruyu usulca yok etmeye çalıştım. ''Uzun zaman oldu da gitmeyeli tuhaf hissettim.'' ''Bu kez yalnız değilsin.'' ''Değilim,'' diye temiz bir nefes alarak gözlerimi içinde olduğumuz çay evinin duvarındaki asılı tabloya çevirdim. Tabloda bahar havasını andıran çiçekler vardı ve kadife doku sanki avuçlarımın içindeydi. ''Sen peki?'' diye sordum Sıraç'a. ''Tatil planın ne?'' ''Seninle vakit geçirmek dışında hiçbir şey,'' dedi tebessümle. ''On numara plan değil mi?'' ''Güzelmiş,'' dedim arkama yaslanıp. ''Peki bu planlamalarda neler var? Ben Ankara'yı çok iyi bilmiyorum da.'' ''Bilirsin bilirsin,'' dedi başını sallayıp. ''Önce bir Anıtkabir ziyareti yaparız. Daha önce gittin mi?'' ''Evet,'' diye gülümsedim içtenlikle. ''Teyzemler burada yaşıyor benim, onları ziyarete geldiğimizde çok sefer ziyaret ettim, ettik birlikte.'' ''Bir de beraber gideriz olmaz mı?'' ''Olur hem de çok güzel olur.'' ''Tamam,'' dedi tatlı bir sırıtışla. İçimi ısıtmıştı gözlerinde o parlak hareler ve bu anda uzunca bir süre kalabilirdim. ''Müze gezeriz, Mogan Gölü var sonra Ankara Kalesi, Karagöl vs... Tabii bunlar ilk aklıma gelenler ve bir günde gezemeyiz.'' ''Benim zamanım çok,'' diye karşılık verdim. ''İşte bu daha da güzel,'' dedi ve çayından bir yudum daha alarak gözleriyle benim önümdeki bardağı işaret etti. ''İçmeyecek misin bir bardak daha?'' ''Yok yeterli,'' dedim dudaklarımı ıslatıp çekerken. ''Hem kahvaltıya geldik boşuna masraf çıkardık zaten öğrenciyiz.'' Sıraç bu sözlerimin üzerine ufak bir kahkaha patlattığında ona tuhaf bir bakış savurdum. Bu kahkaha içtendi ve kesinlikle rencide edici şekilde değildi sadece biraz şaşırmıştım. Dudaklarındaki gülüşlerin izleri yok olmadan, ''Bu kadar düşünceli olma,'' dedi bana. ''Ayrıca sen benim kız arkadaşımsın benim kesem sonuna kadar sana açık, en çok da kalbimin kesesi, oradan hiç kısmam.'' Yanaklarım ısınırken, ''Olsun sen yine de şey deme,'' diye mırıldandım. Yüzünü tekrar yüzüme doğru yaklaştırdı. ''Kız arkadaşım mı?'' Gözlerimi kaçırıp dudaklarımı birbirine bastırdım. Aslında bu kadar utanmama lüzum yoktu ama böylesine yüksek kalp atışları karşısında yüzümün kızarmaması mümkün değildi, kalbim böyle yanarken. Gözlerini gözlerimden ayırmadan, ''Burçe, minik takım yıldızı, narin çiçek, kız arkadaşım...'' diye sıraladı sözleri…