13.Bölüm: "Yerle Bir Olmak"
Yazar: Sümeyye Demirkan

13. ''Yerle Bir Olmak'' Artık her şeyim vardı çünkü kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Abajurun etrafa yaydığı ışıkla ajandamın başında oturmuş birkaç cümleden öte gidemediğim hikayemi yazmaya devam ediyordum. Uzun zamandır bir şey yazamadığım için karakterlerimden ayrı kalmış ve onları unutmuştum. Unutmak fazla ağır olmuştu ama mesafeler bize iyi gelmemişti. Bıkkın bir halde sırtımı yasladığımda gözlerimi kapattım ve çalışma masamın kenarında duran çerçeveye baktım. Canım ailem. Anneciğim, babacığım, kız kardeşim ve bana ait bir fotoğraftı. Bu fotoğrafın bir anısı yoktu öylesine çekilmiş bir aile fotoğrafıydı ama şimdi öyle bir anısı ve öyle bir ağrısı vardı ki; bakarken titriyordu içim. Gözlerim dolmuştu. Bana kızmayın; ama ben asla üstesinden gelemeyeceğim bir sınava tabi tutulmuştum. Ne zaman baksam, ne zaman hissetsem onları hep dolacaktı gözlerim. Yemin ederim çok özledim, özlemden ölecektim. Gözyaşlarım süzülmeye başladığında durmaları için bir müdahalede bulunmadım. Yalnızdım ve ruhumun kapıları sonuna kadar açıktı. Orayı da acıyla doldurmuştum. Fakat bu sancılı dakikalar kapının çalmasıyla sekteye uğradı. Hızla gözlerimin altını temizledim ve hırkamı düzeltip odadan çıktığım gibi kapıyı açtım. Karşımda Sıraç duruyordu. Yeni apartmanımızdaki tek komşumuzdu. ''Merhaba,'' dedi tebessümle. Fakat bu tebessüm çok uzun sürmeden yerini endişeli gözlere bıraktı. Kaşlarını çattığında, "Burçe iyi misin?'' diye sordu. ''İyiyim,'' dedim geçiştirme bir cevapla. ''Şey duygusal bir film izledim de.'' Ardından beceriksiz bir gülüşle tamamladım. ''Anladım,'' dedi rahatlamış gibi. ''Seni böyle görmek beni üzüyor.'' ''Üzülme.'' ''Ee,'' diye iç geçirip elindeki kutuyu bana uzattı. ''Ben bunu sana getirdim. Daha doğrusu size. Ama zencefilli kurabiyeleri senin için aldım.'' ''Teşekkür ederim,'' dedim kutuyu aldığımda. ''Çok mutlu oldum.'' Bu harika bir zamanlamaydı sanırım çünkü her an avazım çıktığı kadar ağlayabilir veya mutluluktan bağırabilirdim. Bu kadar duygu sarmaşığını da benim durumumda olanlar yaşayabilirdi. ''Rica ederim.'' Gözlerini kısarak devam etti. ''Bu arada nasıl alışabildiniz mi eve?'' Kafamı salladım. ''Sayılır. Çok eksiğimiz var ama halledeceğiz.'' ''Her zaman yardımcı olurum.'' ''Biliyorum.'' Elimi saçlarıma götürüp indirdim ve dalgın bir gülüşle Sıraç'ın gözlerine baktım. Ona karşı ne hissettiğimi biliyordum ama bunu açıkça dile getirmek zordu. Aslında o da biliyordu ama bunu haykırarak söylemeye sıra gelmemişti. Belki bir gün. ''Biz bir gün sizi yemeğe davet etmek isteriz.'' Hey! Neden böyle bir şey söyledim ki şimdi?! Kızların haberi bile yok! Sıraç ise beklemediğim bir olgunlukla, ''Bunun için vaktimiz var,'' diye kafasını salladı ''İnsanların ne düşündüğünü zerre kadar umursamam ama bir gölge düşmesin üzerine üzülürüm.'' ''Sorun değil,'' dedim. ''İnsanları umursamayı çoktan bıraktım.'' ''Ha,'' dedi güldürmek isterken ve bunu başarırken. ''Bana kalsa seve seve gelirim, yanında otururum ve belki bir bardak kahveni içerim ama henüz çok yenisiniz. Aile apartmanı işte anlarsın ya...'' İçindeki adı geçen koca boşluk. Dört harf ama dört kurşun kalbime. ''Aile,'' diye fısıldadım ruhuma tokat atar gibi. ''Aile evet.'' ''Neyse,'' dedi Sıraç bir adım geri giderek. ''Çok ayakta tuttum. Yarın görüşürüz olur mu?'' ''Hıhım tabii.'' ''Hoşça kal.'' ''Sen de,'' dedim ve kapıyı kapattım. Elimdeki kurabiye kutusunu mutfağa koyup kızlar gelmeden sıcak bir duş aldım. Akşam olduğunda kızlarla Günseli'nin harika köz patlıcan soslu makarnasından yedik. ''Ellerine sağlık,'' dedim ağzımdaki son lokmayı da bitirdikten sonra. ''Çok güzeldi.'' ''Afiyet olsun efendim,'' dedi Günseli. ''Bakalım yarın Beren Hanım ne yapacak?'' ''İki yumurta kırarım ayıpsın,'' diye alay etti. ''Eyvah aç kaldık!'' ''Ben buyum kızım bu kadarım!'' ''Her şeyi göze aldık,'' dedi Günseli gözlerini devirerek. ''Yarın ben hazırlarım,'' dedim gülümsemem genişlediğinde. ''Çok becerikli değilim ama denerim bir şeyler.'' ''Dert etmeyin kimse aşçı olarak doğmadı,'' dedi Günseli v…