12.Bölüm: "Yeni Yuva"
Yazar: Sümeyye Demirkan

12. ''Yeni Yuva'' En başa sarıyor hayat tıpkı kalp gibi peki kalp de başa sarar mı eskisi gibi? ''Nasıl?'' diye ayaklandı Günseli, Beren'in sözlerinden sonra. ''Kim? Yani nasıl öğrenmişler kim söylemiş?'' ''Bilmiyorum,'' dedi Beren. ''O kadar bok gibi kaldım ki.'' Durdu ve kahkaha atmaya başladı ve gülüşlerinin ardından bir şeyler konuştu. ''Harbiden ama çocuğumla sokakta kaldım! Şaka gibi!'' ''Beren,'' dedim onun içten gülmediğini anladığımda çünkü sustu ve bana bakıp sadece kızaran gözlerini kıstı. Yutkunduğunu gördüm. ''Hiçbir haltı beceremediğim gibi bunu da halledemedim,'' diye fısıldadı. ''Ne yapacağımı bilmiyorum. Ailem öğrenirse...'' ''Öncelikle sakin oluyorsun,'' dedi Günseli derhal durumu toparlamaya çalışarak. ''Şunu bir baştan anlat!'' ''Kızım neyi baştan anlatacağım?'' diye yükseldi Beren irileşen gözleriyle. ''Atıldım yurttan kovuldum! Tamam?!'' Günseli, ''Bebek olayını kim biliyor ki bizden başka?'' diye sordu. ''Vallahi ben kimseye bir şey söylemedim,'' dedim sakince. Beren, ''Saçmalama kızım sizden şüphe edecek değilim herhalde,'' deyip bir adım geri çekilerek elbisemi inceledi. ''Ayrıca sen nereden geliyorsun bu halde İsveç'in dağlarında koyun otlatmış Heidi!?'' Sırıttım. ''Süt var içer misin?'' ''Iy hiç sevmem,'' dedi ve omuzlarını düşürdüğü gibi ayaklarını sürüyerek ilerledi ve kendini yüz üstü yatağa bıraktı. ''Ne yapacağım ben ya!'' Sesi oldukça boğuk çıkmıştı ve derin bir nefesle kalkıp, ''Oha boğuldum,'' deyip ellerini korkuyla karnına götürdü. ''Lan bebekte boğulmuş mudur?!'' Günseli'nin rencide edici bakışlarına şahit olurken, ''Bu kafayla çok bile kaldın aslında bu yurtta,'' dedi. ''Şaşırmadım.'' ''İyi kına yak!'' ''Onu bunu bırak da,'' dedi Günseli karşı yatağa oturup ellerini dizlerinin üzerine koyduğunda. ''Ne yapacaksın harbiden?'' ''Bilmiyorum,'' diye iç geçirdi. ''Her şey o kadar karmaşık bir hal aldı ki... Karnımda beni aldatan sevgilimin bebeğini taşıyorum ve bu da yetmezmiş gibi yurttan atılıyorum. Var mı arttıran?'' Gözlerini bir noktaya dikti ve sustu. O sırada ortaya bir fikir attım. ''Biz de kovulalım o zaman?!'' İkisi de ritmik bir şekilde gözlerini bana çevirdiğinde Beren, ''Heidi,'' diye homurdandı. ''Alp dağlarında oksijeni fazla çektin galiba?'' ''Ya hayır öyle değil,'' dedim ve bir anda bedenime yüklenen garip ama iyi hissettiren duygunun peşinden gittim. ''Size söylemedim ama geçen gün müdür beni de uyardı ve kovulacağımı ima etti. Yani erkek arkadaş durumları. Ben kural dışına çıkmayı sevmem fakat madem bulduk birbirimizi neden yalnızlaştıralım?'' Beren, ''Benim için değmez,'' dedi direkt. ''Başımın çaresine bakarım.'' ''Öyle değil işte,'' diye bir kez daha yineledim. ''Beren zor günler seni bekliyor ama biz yanında olursak bunu daha kolay atlatacaksın.'' ''Sizi buna zorlayamam,'' dedi Beren. ''Üstelik diyelim ki çıktık birlikte ee? Hemen bir daire bulabilecek miyiz? Onu da geçtim her şey ne kadar pahalı! Nasıl yetişeceğiz?'' ''Çalışırız,'' dedim. ''Aç kalmayız. Hem aile...'' Cümlem ok gibi boğazıma saplandığında Günseli'nin gözlerini gözlerimde hissetmem uzun sürmedi. Bana acıyarak baktı fakat bu yermek maksadıyla değildi, acımı paylaştı. Zor da olsa cümleme devam ederek tebessüm ettim. ''Hem de aile gibi hissederiz beraber. Bulaşık, çamaşır, yemek olayları falan işte...'' Eskisi gibi hissedemezdim ama bunun için çabalardım. Beren gözlerini kaçırarak güldü. ''Evcilik oynayalım diyorsun yani?'' Günseli hafif bir sert bir çıkışla Beren'e bakıp, ''Kız şurada sabahtan beri yanında olmaktan bahsediyor sen alay ediyorsun!'' dedi. ''Hiçbir şeyi hak etmiyorsun sen ya!'' ''Aptal, kendinizi benim için feda etmenize gerek yok,'' dedi Beren bu kez. ''Yarın bir gün faturalar kabarıp ay sonunu getiremediğinizde beni suçlamayın sakın!'' ''Çocuk değiliz çalışırız!'' ''Üf ne yaparsan yap ya!'' ''Bir dakika hey!'' diye girdim aralarına. ''Ben güzel bir fikir diye düşünmüştüm gerçekten. Yükselmenize gerek yok. Hem seneye mezunuz öyle uzun uzun yıllar bir arada olmayacağız ki. Garip gelecek belki…