11.Bölüm: "Çılgınca Hisler"
Yazar: Sümeyye Demirkan

11. “Çılgınca Hisler'' Zamanın durduğu bazı anlar vardır; zamanı durdurmanın anısı da vardır. Tutabilseydim eğer akrebin ucundan annemin eline mühürlerdim. Tutabilseydim eğer yelkovanın kuyruğundan babamın kollarına sarardım. Zamanı durdurdum sanırdım. Belki... Şimdi uzun zaman sonra yazmaya geri dönmüş bir yazar gibiydim masa başında. Devam etmeyi çok istiyorum ama yazacak gücüm yok. Sayfaları karalamak istiyorum ama mürekkebim yok. Ben gerçekten bir dünyayı kurmak istiyor muydum? Yağmurun altında kalmış ıslak bir sokak kedisi gibi saçlarımın uçlarından dökülen damlalara aldırış etmeden oldukça ağır adımlarla okula doğru ilerliyordum. Yağmurun şiddeti bedenimi titretse de adımlarım o kadar yavaştı ki sırılsıklam olduğumu fark etmemiştim bile. Ta ki bir el koluma dokunup beni kendine çevirene dek. ''Burçe?!'' diye baktı Sıraç gözlerimin içine endişeyle. ''Ne oldu?'' ''Hiç,'' dedim saatler sonra nefes almış gibi. Sesimi duymuştum onun gibi. Gözlerime o kadar endişeli bakıyordu ki bakışları saçlarımın uçlarından süzülen damlalar gibi aceleci bir şekilde bedenimde gezinmeye başladı. Yutkunarak hızla dudaklarını ıslatıp geri çekti ve biraz daha yaklaştı. ''Yağmurun farkında değil misin?'' Gülümser gibi bakıp, ''Sanırım,'' dedim. ''Çok ıslak görünüyorsun,'' dedi. ''Hasta olacaksın. Hadi gidelim.'' ''Sorun değil,'' diye geçiştirdim. ''Şey aslında yurda geri dönmeliyim çünkü her yerim ıslandı.'' Kapıdan içeri girmemiştik ve Sıraç tereddütle gözlerime tekrar bakarak, ''İyi olduğuna emin misin?'' diye sordu. İç geçirdi ve kafasını eğip, ''Delicesine yağmur yağıyor ve daha fazla ıslanmana sebep oluyorum,'' derken kendine sitem etti. ''Okulda sakin bir yer bulurum senin için.'' ''Aslında sanırım kendimi pek iyi hissetmiyorum,'' dedim. ''Yurda gitmeliyim gerçekten. Şey sonra...'' ''Bu halde nasıl gideceksin?'' ''Otobüsle,'' dedim sersemleyerek. ''Onunla geldim zaten. Olmazsa yürüyebilirim.'' Sözlerim onu korkutmuşa benziyordu ama bu korku benim içindi. Yüzünden süzülen su damlalarını umursamadan, ''Bekle,'' dedi ve telefonunu çıkarıp birkaç saniye sonra kulağına yasladı. ''Mert, arabayla birkaç saatlik işim var haberin olsun kardeşim... Eyvallah.'' Telefonu kapattığı gibi bana dönerek, ''Gel benimle,'' dedi. ''Nereye?'' ''Bu şekilde seni yalnız bırakamam,'' diyerek ilerlemeye başladık. Okulun arka tarafına biraz hızlı adımlarla yürüdükten sonra cebinden anahtar çıkartıp karşıdaki siyah arabanın kapılarını açtı. ''Hadi gel.'' ''Ama...'' diye afalladığımda gök gürledi ve Sıraç gözlerime daha derinden baktı. Sıcak bir el gibi uzattı bakışlarını. ''Korkma, sana zarar vermem ama biraz daha böyle kalırsan zarar göreceksin.'' Çok uzatmadan arabaya geçtiğimizde Sıraç arabayı ve silecekleri çalıştırdı. O kadar ıslak hissediyordum ki sanki su dolu bir kovaya oturmuştum. Bu berbattı. Dişlerim birbirine vurduğunda Sıraç, ''Birazdan ısınacaksın,'' dedi. ''Merak etme.'' ''Teşekkür ederim,'' diye mırıldandım. Bana bakıyordu ve henüz hareket etmemiştik. Galiba duymak istediği birkaç cümle vardı ya da bir bakış. Ona bakmak kolay olmadı, onun istediği ve benim hissettiğim gibi bakarsam ağlardım çünkü dün gece öyle değişik bir rüya görmüştüm ki gerçek olmadığını bilmek beni gök gürültülerinin altında yapayalnız bıraktırmıştı. Yağmur damlalarını bu yüzden daha fazla hissetmek istedim çünkü rüyamın gerçek olmasını istedim. Annem, babam ve kız kardeşimle kavuşmuştum. Bir bulutun altında yağmur yağarken. ''Burçe,'' diye fısıldadı beni incitmekten korkarmış gibi. Ellerime uzanmak istediğinde bunu yapamadığını gördüm. Devam etti. ''İyi misin?'' Kafamı salladım, yine kendimi kandırdım. Belki onu da. ''Bana bakar mısın?'' diye sordu istekten uzak bir rica gibi. ''Gözlerini görürsem iyi olurum ben de.'' ''Özür dilerim ama yurda gitsek... Şey beni götürürsün değil mi?'' ''Gözlerime bakmadan mı?'' Gözlerimi kapattığımda derin bir nefes aldım. Saçlarım yüzümün her zerresine yapışmış bir haldeydim desem abartmış sayılmazdım sanırım. Soğuk birkaç parmak tenime dokunduğu…