SEKİZİNCİ BÖLÜM • VESİKALIK
Yazar: rowena

Sabahın erken saatleriydi, hava yeni aydınlanmaya başlamıştı. İstanbul'un kurşuni sabah soğuğu Erdem'in içine işliyordu. Mezar taşının karşısında durmuş, ellerini açmış dua ediyordu. Ezberindeki duaları uzun uzun okuduktan sonra ellerini yüzüne sürdü. Mezar taşına oturdu, elini toprağa sürüp derin bir iç çekti. "Beni adam olmuş görmek için en çok sen uğraştın, bir sen göremedin. Kader işte..." Mezar taşının üstündeki yazıya baktı. M.KEMAL BAYRAKTAR RUHUNA FATİHA "Allah'ın işine de karışılmaz ama, keşke o şerefsiz yaşayacağına sen yaşasaydın," dedi Erdem kısık sesle, mezara fısıldar gibi. "O babam olacak it ölse yetim kalmazdım, asıl sen ölünce yetim kaldım." Bir süre kaldı öyle, toprağa bakıp düşündü. Sonra elini toprağın üstünden çekti. Ellerini birbirine çarparak üstünde kalan toprağı silkeledi. Mezar taşının yanına koyduğu şişeyi aldı, besmele çekerken içindeki suyu yavaşça toprağa döktü. Mezarlıktan çıktı, ağır adımlarla caddede yürüdü. Caddede namaz çıkışı sohbete dalmış yaşlı adamlar hariç kimse yoktu, sabah saatlerinin huzur verici serin ve sessiz havası hakimdi. Dükkanların birkaçı hariç neredeyse hepsi kapalıydı, en erken mahallenin bakkalı açmıştı. Erdem içeri girip selam verdi: "Selamın aleyküm." Arka tarafta bir kargaşa vardı. Bakkal Fazıl dükkânın ön tarafına yürüyüp Erdem'in selamına karşılık verdi. "Aleyküm selam, hayırlı sabahlar oğlum. Nereden böyle sabah sabah?" "Namazdan abi. Hayırdır bir şey mi oldu, neye uğraşıyor çocuklar?" "Allah kabul etsin, şu deponun kilidi paslanmış, sıkışmış açılmıyor. Pas sökücü arıyorduk." "Dernekte var, getireyim mi?" "Vallahi çok makbule geçer, uğraşıyoruz geldiğimizden beri." Erdem gülümsedi, "Tamam bekleyin getireyim bir koşu," deyip çıktı dükkândan. Koşar adım derneğe yürüdü, cebinde anahtarı hazır ederken dükkânın önünde gördüğü kişiyle duraksadı. Kaşları çatıldı, gözleri kısıldı. Kapıyı açarken sordu: "Senin yine ne işin var burada? Hır çıkarmaya geldiysen hiç uğraşma, bugün kavga edecek günümde değilim." "Yok, özür dilemeye geldim," dedi Güliz ellerini önünde birleştirmiş bir şekilde. "Özür dilemeye mi?" dedi Erdem alay eder gibi yarım ağız gülerek. Bu gülüşü Güliz'i rahatsız etmişti, fakat tepki göstermeden devam etti söyleyeceğine. "Dünkü tartışma için. Nermin için endişelenmiştim, o yüzden..." Erdem kapıyı açıp aceleyle içeri girince sözü yarıda kalmıştı. İçeri girmedi, kapıda Erdem'in çıkmasını bekledi. "Gel içeride anlat," dedi Erdem. Güliz bu talimatı duyunca tereddütle içeri adım attı. "Hı, Nermin diyordun?" "Ben Nermin istemiyor zannettiğim için o kadar öfkelendim, ama sonra onunla da konuştum." "Ee, ne dedi?" dedi Erdem dizlerinin üstüne çökmüş hâlde, masanın arkasındaki dolapta pas sökücü ararken. "Memnunmuş hâlinden, o da istiyormuş evlenmeyi. Genç de olsa reşit sonuçta..." Güliz Erdem'in dolabın içini karıştırırken onu dinlemediğini düşündü, boşa konuştuğunu hissedip lafını yarıda kesti. Utançla bir iç çekti. Gitmek için arkasını döner gibi oldu, Erdem'in seslenmesiyle durdu. Gidecek olduğunu fark etmemişti, yüzü hâlâ dolaba dönüktü. "Dinliyorum seni, devam et." Güliz duraksadı, kafasında kurduğu cümleyi karıştırmıştı. "Demek istediğim, seni temin ederim, bir daha karışmayacağım bu işe." "Çok makbule geçer," dedi Erdem alayla. "İyi o zaman, iyi günler." "Sana da," derken hiç kafasını kaldırmamıştı Erdem. Güliz bu soğuk ve aşağılandığını hissettiği cevaplara içten içe sinirlendi ama karşılık vermedi, ses etmeden usulca çıktı dernekten. Erdem elinde pas sökücüyle girdiği köşeden çıktı, kapağı kapatırken elindeki şişeye bakarak derneğin ortasına doğru yürüdü. Kaşlarını çatarak şöyle bir çevirdi, üstündekileri okudu, çalkaladı. Gözünü şişeden çevirdiği an gözü yerdeki beyaz, minik kâğıt parçasına takıldı. Eğilip eline aldı, çevirdi. Güliz ezici bakışlarıyla ve dudağında solmak üzere olan gülüşüyle ona bakıyordu. Uzun uzun bakmadı, ayıp bir şeymiş gibi hemen gözlerini kaçırdı. Hızla ceketinin cebine sokuşturdu ve çıktı dernekten. Bakkala girdi, elindeki şişeyi yaşl…