DÖRDÜNCÜ BÖLÜM • SUÇ
Yazar: rowena

Bütün gece düşünmekten uyuyamamıştım, ders anlatırken kelimeleri karıştırıyordum, gözlerimden uyku akıyordu. Öğrencilerim de fark etmişti bu hâlimi, halsizliğimi dersi kaynatmak için fırsat bilmişlerdi. "Hocam çok yorgunsanız biraz ara verelim," dedi arka sıralardan bir öğrenci. Göz devirip gülümsedim, saatime baktım. 20 dakika vardı dersin bitmesine. Daha ikinci dersin ortasında bu kadar yorulduysam bugün epey zor geçecek demekti. "Benim yorgunluğum bu kadar kafana takıldıysa bana biraz yardım edebilirsin Faruk'cuğum, gel sen anlat bugün dersi," dedim tebeşiri uzatarak. "Ders mi anlatayım?" "Valla çok makbule geçer." Faruk tereddüt ederek ayağa kalktı, sınıfta kıkırdamalar başlamıştı. Yanıma gelip tebeşiri aldı elimden, utanarak sınıfın ortasında durdu. Gülen arkadaşlarına bakıp dişlerini sıktı, sessizce gülmemelerini söyledi. "Hocam ne anlatacağım ki?" "Nerede kaldıysak oradan devam et işte. Bak kitap da burada," diyip kitabı uzattım masanın üstünde. "Hocam ben beceremem ki, başkası anlatsın." "Niye beceremeyesin canım? Hangi konudayız biz?" "Cumhuriyet sonrası Türk şiiri." "Hadi canım," dedim tek kaşımı kaldırarak. "Hangi anlayış?" "Saf şiir." "Hangi şair?" "Necip Fazıl." "E anlat işte, kaçırmamışsın." Faruk kitaba bakarak anlatmaya başladı, başımı sallayarak doğru gittiğini belirtiyordum sürekli. Ders bitince Faruk rahat bir nefes alıp kaçar gibi yerine gitti. Ben de tıpkı onun gibi kaçarcasına çıktım sınıftan, bunalmıştım. Bir an önce eve gitmek istiyordum, derslerim bitse de müdür yardımcısı olarak okulda kalmam gerekirdi. Eşyalarımı odaya bıraktım, biraz oyalanıp çay ocağından bir bardak çay aldıktan sonra ders zili çalarken öğretmenler odasına girdim. Oda yavaş yavaş boşalıyordu, herkes derse gidiyordu. Sadece benim ve Kenan'ın dersi boştu anlaşılan, Kenan cam kenarındaki koltukta oturmuş kitap okuyordu. Beni görünce bir an bana bakıp tekrar kitaba çevirdi kafasını. "Günaydın," dedi ağzının ucuyla. Ben de karşısındaki koltuğa otururken aynı tonda karşılık verdim. "Dün gece o herif seni nereye götürdü?" diye sordu Kenan bir anda. Çok patavatsız, çok hadsizce bir soruydu, ayrıca art niyetliydi. Kenan normalde böyle biri değildi, niye birden bu kadar kaba olmuştu anlamamıştım. "Sana ne?" Kenan bu cevap üzerine kafasını kitaptan kaldırıp bana döndü: "Şimdi öyle olduk he?" "Ya ne olacaktı Kenan? Bana resmen hesap soruyorsun." "Merak edemez miyim?" "Neyini merak ediyorsun?" "Açıkça sordum işte. Nereye gittiğinizi, ne yaptığınızı..." Bu dur durak bilmeyen arsız imalarla iyiden iyiye öfkelenmiştim; bu bir kıskançlık krizi miydi yoksa sadece yanlış mı anlamıştı bilmiyordum ama hiç hoşuma gitmemişti. Sinirle nefes vererek cevap vermemeyi tercih ettim, kalkıp dolabıma gittim. Ortamın gerilmesini istemiyordum ama aynı zamanda ona hesap vermek zorunda kalmak istemiyordum. Kenan bardan sonra tanımadığı bir kızla gitse ve bir gece geçirse bu benim hiç umrumda olmazdı, öyleyse Kenan'ı da benim kiminle vakit geçirdiğim ilgilendirmemeliydi. "Ne yaptınız beraber? Gerçi sen hatırlamıyorsundur ki, ona sormak lazım." Dolabın kapağını sertçe çarparak sesimi yükselttim: "Kenan kes sesini, haddini aşıyorsun!" "Evime gidemem dedin, n'aptın onunla mı kaldın o zaman? Baban bir duysa..." Kenan'a döndüm; tüm kışkırtıcı laflarına rağmen sakin ve kontrollü bir dönüştü bu. "Madem Erdem'e güvenmiyorsun o zaman beni niye onun eline bıraktın?" "Sen onunla gittin!" "Kenan sarhoştum! Yürümeye mecalim yokken nasıl tanımadığın bir adamın beni alıp götürmesine izin verirsin?" "Güliz sen gittin herifin koluna yapıştın, ben de sarhoştum, ne yapabilirdim? Sen öyle koluna yapışınca aranızda bir şey var sandım!" "Aramızda bir şey var zannettiysen birlikte ne yaptığımız seni ne ilgilendirir?" "Sarhoştun çünkü! Seni sarhoşken alıp evine mi götürdü, ne yaptı?" "Lan sana ne sana ne!" "Sana değer verdiğim için soruyorum!" "Verme bana değer!" Bu sözümle odaya bir suskunluk hâkim oldu. Kenan'la daha fazla aynı odada kalmamak için odanın köşesinde duran kitap kolilerini…