Doksan Artı Aşk

Bölüm 1: Saha dışı Fauller

Yazar:

Doksan Artı Aşk – Verda Gün kitap kapağı
Doksan Artı Aşk – Verda Gün kitap kapağı

"Geç kaldım, kesinlikle geç kaldım!" İstanbul’un bu festival kalabalığı tam bir fiyaskoydu. Sırtımdaki çanta her adımda sağa sola çarparken, antrenman sahasına yetişmek için adeta slalom yapıyordum. Maçın başlamasına sadece on dakika vardı ve koç geç kalmamdan nefret ederdi. Tam köşeyi öyle bir hızla döndüm ki, sanki duvara çarptım. Ama bu duvar, pahalı bir parfüm kokuyordu. Çat. Elimdeki su şişesi bir yana, karşımdakinin elindeki buzlu kahve bir yana savruldu. Ama asıl facia; o koyu renkli, yapış yapış sıvının benim bembeyaz tişörtümün tam üzerine boca edilmesiydi. Başımı hışımla kaldırdım. Karşımda, boyu en az iki metreyi bulan, üzerinden "ben zenginim ve çok meşgulüm" havası akan bir tip duruyordu. "Hadi ama! Şaka mı bu?" diye bağırdım, tişörtümdeki devasa lekeye bakarak. "Önüne baksan ya sporcu! Mahvettin güzelim tişörtü!" Karşımdaki sporcu, elindeki basketbol topu çantasından basketbolcu olduğu belliydi,hiç istifini bozmadan kaşlarını çattı. "Ben mi önüne bakayım? Bir an üzerimden tır geçiyor sandım ufaklık. Gitti canım kahve." "Ufaklık mı?" Sinirden kulaklarımın yandığını hissettim. Ben sahalarda ter döken, hastanede can kurtaran kadındım; kimse bana ufaklık diyemezdi. Tişört sırılsıklam olmuştu ve tenime yapışması beni deli ediyordu. Hiç düşünmedim bile. Soyunma odası alışkanlığı işte... Tişörtün uçlarından tuttum ve tek hamlede başımdan sıyırıp kenara fırlattım. Altımda sadece siyah sporcu crop'u kalmıştı. "Al," dedim nefes nefese. "Şimdi kahvenle mutluluklar dilerim." Sporcu, bir an donup kaldı. Gözleri şaşkınlıkla karın kaslarımda ve omuzlarımda gezindi. Sonra bir anda yüzünde tuhaf, rahatsız bir ifade belirdi. "Sen ne yapıyorsun?" diye tısladı yanıma gelerek. "Her yerin ortada!" Daha ne olduğunu anlamadan, sırtındaki o antrasit rengi, ağır ceketi çıkarıp omuzlarıma adeta bir battaniye gibi örttü. "Ört şuranı. Herkes sana bakıyor." "Sana ne ya? Hemşireyim ben, bedenlerden mi utanacağım?" diye çıkışacakken, kalabalığın arasından o iğrenç, her gece rüyalarıma giren sesi duydum. "Pera? Bu ne hal?" Kanım dondu. Eski sevgilim Ege, yanında sanki podyumdan fırlamış gibi duran bir kızla tam karşımda duruyordu. O alaycı, küçümseyen bakışlarını üzerimde gezdirdi. "Bakıyorum da hala aynı hırçınlıktasın. Üstelik yine yalnız... Yoksa bu kadar kavgacı birini kimse yanına yakıştıramıyor mu?" Tırnaklarımı sporcunun ceketine geçirdim. Cevap verip onu rezil etmek istiyordum ama boğazım düğümlenmişti. Tam o sırada, belimde devasa, sıcak bir el hissettim. Sporcu, beni öyle bir güçle kendine çekti ki sırtım göğsüne çarptı. Başını kulağıma yaklaştırıp, eski sevgiliye öldürücü bir bakış fırlattı. "Yanlışın var dostum," dedi sporcu. Sesi o kadar kendinden emindi ki bir an ben bile inandım. "Pera yalnız değil. O benimle. Ve inan bana, senin gibi bir 'eski' hatırasıyla vakit kaybedemeyecek kadar meşgulüz." Eski sevgilinin yüzü kireç gibi oldu. Yanındaki kızın kolunu nasıl sıktığını gördüm. Kuduruyordu. "Sen kimsin be? Pera böyle tiplerle takılmaz!" Eski sevgilinin bu lafı bardağı taşıran son damlaydı. Sporcu’nun yan profilindeki sert hattı gördüm. Bir anlık cinnet miydi yoksa zafer hırsı mı bilmiyorum... Sporcu’nun ceketinin yakalarına yapıştım, onu kendime çektim ve parmak uçlarımda yükselip dudaklarına kapandım. Saha dışı faul müydü bu? Belki. Ama hayatımın en güzel golünü attığımı o an hissettim

Bölümün tamamını WritePad'de oku