18.
Yazar: iburyyoudarlin

Ben geldim!!! Beni buradan ya da Wattpad üzerinden takip edebiliyorsanız etmeyi unutmayın. Sorularınız için instagram hesabımın linki biomda mevcut dileğinizi sorabilirsiniz💗💗 "Suzan," Sessiz kalışım bir yana acil olarak Şile İlçe Emniyet Müdürlüğündeydik. Burada dışarıdaki bir bankta ellerim baldırlarımın altında bir şekilde sessizce oturuyordum. Dağhan ve amcam sorgudaydılar. Ali buradaydı. Burada ve benimleydi. Kafamı dağıtmam gerekiyordu. Bir şeyler konuşmam ve Suzan olmam gerekiyordu. "Abinin..." durdum nasıl toparlayacaktım? "Şu mahalledeki alay olma konusu ne iş?" Ali'nin bakışları yumuşakça bana döndü. Hafif esen tatlı rüzgar eşliğinde kafamı sakinleştirmeye çalışıyordum. "Mahallede çok eskiden abime takıntılı olan biri vardı." diyerek başladı konuşmaya. Bu konuyu merak ediyordum ilk zamanlar Dağhan bana bu tarz bir cümle kurmuştu. Her hafta biri çıkıyor başıma, demişti. "Bizim mahallenin öyle tatlı göründüğüne bakma Suzan. Zebanilerle dolu orası. Adın çıktı mı inmez. Abim o sene sayamayacağımız kadar ameliyat geçirdi. Kendinde değildi anlayacağın, yüzü yanık bir polis ne kadar olursa o kadardı yaşama hevesi...sonra bu kadın," İşaret parmağıyla çenesini kaşıdı bana bakmak yerine yere bacaklarına doğru bakıyordu. "Abime gidip o haldeyken açılmış, olayı kimse bilmiyordu saklıyorduk. Hastaneye kadar gelip abimi tehdit etmiş. Eğer onunla ilgilenmezse yüzünün yandığını dahası adını tüm mahallede çıkaracağını söylemiş. Benim abimi mahalle de kimse sevmez Suzan. Sevmez ama korkarlar da. Ses etmezler artık. Edemezler yani. Abim pek takmamış olayı bende sonradan annemden öğrendim. Tüm mahalleye gidip Dağhan bana dokundu. Yüzü yanık piç sinirini benden çıkardı, diye iftira da bulunmuş." Kanım dondu. Dağhan nelerin üstesinden gelmişti böyle? Nasıl dayanmıştı? "Deli raporu vardı zaten," dedi bu kez sesindeki alaycılığı hissettim. "O yüzden abime yüzü yanık diyorlar. O yüzden mahallede adını çıkardılar da çocukların diline düştü." "O zaman nasıl susturdunuz?" diye sordum bu defa, sesimde bariz belli olan o duyguyla. Dağhan yara kıyaslanmaz. Seninki hiç kıyaslanmaz. "Susturmadık ki," Güldü hatta kısık bir kahkaha atıverdi. Hafif önleri dalgalı saçları ve kahve gözleriyle bana döndü. "Dili olanı susturamazsın Suzan." Haklıydı. Kalbi kötü olup dili olanı susturamazdın. Bacaklarımı banktan aşağı hafif ritimlerle salladım. Bu şekilde sakinleşiyordum. Bedenim bir şeylerle meşgale olursa bir nebze de olsa rahatlıyordum. Sessiz kalışım nedendi bilinmez öyle kalsın istedim. Sustum. Konuşacak mecalim yoktu. Dağhan o gün her şeyden uzak bir mahalleye taşındığımda farkına vardığım tek gerçekti. Onu ilk kez uzaktan görmüş ve sessizce kendime engel olamadan izlemiştim. Siyahlar içinde aynı Dağhan'dı. Kısacık şah damarıma dek uzanan saçlarımı rüzgar savurdu sağ sola. Beni de savursun istedim. Rüzgar olmak ve bir daha dünyaya uğramamak istedim. Ondan uzakta kalayım istedim. Ve belki de bu dünyadan çok şey istedim. Sakinleştiricinin etkisi geçtiğinden beri burada, bu bankta Ali ile oturuyordum. Ben konuşmadan konuşmuyordu. Yanımda sessiz durarak bile bana moral veriyordu. "Sence aşk bir takıntı mı?" dedim anlamsız kafa karışıklığıyla. Sence Dağhan hasta olduğumu düşünüyor mu, demedim. Bana döndü. Üzerindeki buz mavisi kısa kollu keten gömlek rüzgardan dolayı uğulduyordu. Hava doluyordu. "Bence öyle." Dedi kesinkes. Gönül'den hoşlanıyordu ve en son çatı katına çıktığımızda onunla buluşacaktı. Ve ben Ali'ye o an soramamıştım bile. "Gönül ile ne oldu?" Bakışları buğulandı gibi. Ağır hareketlerle dudaklarını ıslatıp kafasını yeniden bana doğru çevirdi. "Hiçbir şey." Bir sorun vardı elbette. Ali kolayca kırılmazdı. O hep neşeli olan taraftı. "Seni kırdı değil mi?" Sesim öylesine Suzan gibi sahici çıkmıyordu ki- buna kendimi inandırmam zordu. Kafa salladı. "Bunca yolu bana sadece beni sevmediğini ve sözlendiğini söylemek için çağırmış." Sesi kırıktı. Kafasını eğdi. "Takma kafana desem de takacaksın." "Öyle yapacağım," Güldü. "Rakı masası kurarsak abim…