16.
Yazar: iburyyoudarlin

"Her şeyini aldın mı?" diye sordu Dağhan. Şile için son dokunuşları yapmış tam anlamıyla hazırlanmıştım. Bagajı sadece benim bavullarım doldurmuştu. Dağhan sadece çanta almış onu da arka koltuğa fırlatmıştı. "Hm hm," Başımı salladığımda arabanın kapısını açarak bindim. Dağhan'ın arabası genişti ayrıca güzeldi de. Acaba bana araba sürmeyi öğretir miydi? Fiat Egea Sedan, turuncu renkti. Dağhan şöför koltuğuna oturduğunda kemerini takarken hemen bende taktım. Anahtarı takıp kontağı çalıştırdığında arabadan ses yükseldi. "Dağhan şarkı açabilir miyim?" Diye sordum tatlı tatlı, bakışları uyuz kapmış vebalı gibiydi. "Niye bana soruyorsun?" Yavaş yavaş hareket haline geçtik. "Senin araban ya," Bana ne alaka der gibi bakıyordu. Cevap vermeden radyodan rastgele bir kanal açarak şarkıya eşlik edecektim ama gelin görün ki şansımıza Tiridine bandım çalıyordu. Omuzlarım kendiliğinden hafif hafif oynadığında ritme kendimi kaptırdım. Dağhan göz ucuyla bana bakıyor gözleri yolda olsa da arada bende takılı kalıyordu. Maskesini çıkarmamıştı balaklava tarzı değilde bu kez evden çıkmadan ondan rica ettiğim için sadece burnundan itibaren kapatan bir maske takmıştı. Simsiyah saçları meydandaydı. Gözleri, biraz da elmacık kemiği, o da maskesi kaydığı içindi. "Kalsın değiştirme." dedi Dağhan, dümdüz sesiyle. Güldüm kocaman. Daha romantik şarkılar dinlesek Dağhan ya... diyen taraf olmadım maalesef ben buyum bu kadarım. Sesi daha da yükselttim. Omuzlarımı oynatarak Dağhan'ın omzuna doğru eğildim ve omzumu omzuna vurdum gülerek. Tepkime karşılık dudakları maskenin inceliğinin altından belli oldu, kıvrıldı. Üzerimde sarı kolları balon tarzı oldukça bol efil efil duran bir gömlek altımda ise diz kapağımın biraz üstünde biten kot şortum vardı. Elbise giymek isterdim ama sırtım buna izin vermezdi. Dağhan siyah dışında bir şey giyer sansam da giymemiş keten siyah renk bir gömlek altında ise siyah kumaş pantolon vardı. Kol kasları her kıpırdadığında çok ihtişamlı duruyordu. Saçları rastgeleydi. İki yana ayrılmış uçları hafif dalgalı, ensesini iki numaraya vurmuş olmalıydı. Ön kısmı uzundu oralara dokunmamıştı. "Başka bir şey açabilir miyim?" diye sordum burnumu çekerek. Alerjik rinit olmak çok berbat bir durumdu yaz, kış fark etmez burnum akıp dururdu. Göz devirdi Dağhan bu söylediğime. Halbuki daha az önce ne istersen aç diyen de oydu. Dudaklarımı büzerek bu kez telefonumdan zor da olsa bağlandım. Dağhan'ın tepkisini merak ediyordum açacağım şarkı ile. Bangtan'ın Silver Spoon , nam-ı diğer Baepsae şarkısını açmıştım. Çocukluğumdan BTS dinlemeyi severdim. Depresyondan ve birçok şeyden onlar sayesinde kurtulmuştum. Ben ellerimi kaldırıp oynatırken Dağhan'ın bakışları bana kaydı huysuz bir şekilde. "Bu ne?" dedi huysuz mamut suratıyla. "Şarkı." dudaklarımı ıslatarak omuz silktim. " They call me 뱁새 , 욕봤지 이 세대 빨리 chase 'em, 황새 덕에 내 가랑인 탱탱 ..." Dağhan bana anlamaz gözlerle bakmayı sürdürdü. "Kim bunlar?" dedi maskesinin altından sertçe bir nefes vererek. "Koreli bir grup,"dedim tatlı tatlı. Belki Dağhan ileride benim için bu grubu severdi. Yani sanırım. "Ha çan çin çonlar yani," dedi kaşları havalanırken. Ben Dağhan'a oldukça huysuz bir suratla baktığımda şarkı devam ediyordu. Bana derler Baepsae bu jenerasyonu hor görürler, Hemen düş peşlerine, Ağzında altın kaşıkla doğmuş öğretmenler. " Ayıp yalnız," "Ne alaka?" Bir de soruyor muydu? "Dağhan insanları çan çin çon diye ayırman çok yanlış," dedim uyararak. "Allah Allah," dedi, çok biliyorsun sen der gibi. "Tamam Suzan koruma derneği." "Yine huysuzluğun yüzüne yansımış anlaşılan o ki," diyerek göz devirdim ona. "Çok gülme bu kadar maşallah nazar değer, güneş ters döner falan." Yalandan hıhıhı der gibi güldü. "Bak sen Suzan hanıma..." Dudaklarım kıvrıldı sevimlice. "Hanım demeye de başladık yine." Eee, ne olmuş yani dercesine bir bakış attı gözleri bir bende bir yoldayken. "Dağhan doğru söyle sen bana neden hanım diyip duruyorsun?" Ona sanki saçma bir soru sormuşum gibi bakıyordu gözlerime. "Hanım demenin nesi kötü?…