13.
Yazar: iburyyoudarlin

İnstagram hesabım; iburyyoudarlin bir şey sormak isterseniz çekinmeden sorabilirsiniz iyi okumalar!!! Benim kara gecelerim olurdu daima. Kara, beyazını göstermez üzerini hep örterdi. Kara renkten başka renk yakışmazdı bana, ama ben beyaz oldum. Beyaz olmak istedim. İnsanlara göre beyaza hakkım olmasa da ben kendimi ak gibi gördüm. Ben ak olandım çünkü. Annesinin soyadıyla yaşayan bir kadındım. Suzan Kutluay'dım. Suzan olmak pek zor işti. Suzan, çabuk kırılır ama belli etmezdi çelikten yüz ifadesi bozulmazdı bir kere, yıkılmazdı. Ağlardı ama kırıldığı için değil içinde biriktirdiklerini atamadığı için ağlardı. Dokuz senesini biriktirdiği kabusu vardı. Amcamın evindeydim. Dağhan beni bırakıp gider sanmıştım ama benimle eve kadar hatta içeri kadar gelmişti. Beni bırakmamıştı. Mutfakta takır tukur sesler geliyordu. Bense oturma odasında L koltukta oturmuş öylece duruyordum. Gözlerim ha kapandı ha kapanacak türden bakıyordu etrafa. "Suzan," Elinde su bardağı ile gelen Dağhan görüş açıma girdi. "Al biraz su iç." Önümde tek dizinin üzerine çökerek parmaklarımın arasına bardağı sıkıştırdı ve elini elimin üzerine sararak suyu yudum yudum içirdi. Tenim üşüyordu. Soğuktan değil kalbim üşüyor ağrısı tüm bedenime yayılıyordu. Bedenimde istemediğim her lekeyi taşıyordum belki de bundan dolayıydı üşümem. Dağhan'a bakmadım dakikalardır da bakmıyordum. Bakamıyordum. "Suzan," dedi bir kez daha başını yana yatırıp bana baktığında. Avuçlarımda duran su bardağını alarak arkasındaki masanın üzerine koydu. "Daha iyi hissetmeni sağlayayım mı?" dediğinde ıslak gözlerimle ona baktım. Geri çekilir gibi olduğumda Dağhan'ın yüz ifadesi yıkıldı. Gözlerine yerleşmiş boşluğu gördüm. "Hayır Suzan öyle değil," duraksadı. "O anlamda değil bebeğim." Yutkundum onu da bana dokunacak sanmıştım. Elleri yumruk olduğunda alnı dahil yüzü kızarıktı. Kendini zor tutuyordu. "Özür dilerim," kısık ağlamaklı çıkan sesim beni güçsüz gösteriyordu. "Çok özür dilerim." Dağhan yemin ederim öyle demek istemedim. "Şşş," dedi Dağhan elleri sıkıca tutarak. "Yok bir şey." Gözlerime baktı ve devam etti. "Pis değilsin. Suzan sen annemden sonra gördüğüm en temiz kadınsın. Kalbine nur inmiş gibi." Yere tamamen oturduğunda ellerimi bırakmadı. "Hepimizin eksikleri vardır," sürekli duraksıyor beni şuan incitmeyecek şeyler demeye çalışıyordu. Dağhan benim için uğraşıyordu. "Benimde yüzüm eksik mesela, dört sene önce karakolda çıkan bir yangında yandı yüzüm de bedenim en azından karakoldakiler öyle söylediler." Nasıl? Öyle değil miydi? Anlatması zordu onun için. "O zamanlar daha çömezdim. Karakola şikayette bulunan bir kadın ve yanında da küçük kızı vardı. İnsanlık namına evlerine bırakayım dedim ki, kadının kocası evlerinde onları bekliyormuş. Suzan kadın kocasından yemediği dayak kalmamasına rağmen şikayetçi olmadı. Evlerine bırakıp gidecektim," o anları hayal ettiğini biliyordum. "Evden küçük kızın çığlığı gelmese durmazdım. Girdim içeri adam karısının yüzüne kezzap atmış. Kadın yerde can çekişirken küçük kızına da atacaktı salona girdiğim gibi kolunu tuttum kıza gelmesini engelledim ama yüzüm yandı." Burnumun ucu yanıyordu. Gözlerim akan yaşlar artık kendim için değilde Dağhan içindi. Kimse gerçek sebebi bilmiyordu. Maskenin ardından dudaklarını yalayarak devam etti. "Sağ elmacık kemiğimin hemen altından," hafif sol çene kısmında kalacak yere dokundu. Çok uzundu yara izi. "Buraya kadar eridi. Allahtan tamamen dökemedi," buna bile şükür ediyordu Dağhan. İsyan etmek yerine şükür diyordu. "Sonra işte tedaviler, sayısız ameliyatlar derken düzeldi biraz. Hasar aynı hasar ama doktorlara göre daha iyiyim. Ailemden uzak durdum, çevremden uzak durdum, Başkomiserim olmasa görevden uzaklaştırılmıştım ama görme yeteneğimi kaybetmedim Suzan." Gözlerimin içine odaklandı. "O da olmasa şuan polis değildim. Bu yüzden çıkarmam senelerdir maskemi, kimse görmedi yüzümdeki izleri, hiçkimse." Avuç içinden çıkardığım tek elim ile parmaklarım yavaşça sağ yanağına dokundu. "Hayat sana emare bıraktıysa ona alış çü…