Diz Dize

ZAMANIN TOZLU ETEĞİ

Yazar:

Diz Dize - Melek kitap kapağı
Diz Dize kitap kapağı

Kara yemiş dalinun Açti beyaz çiçeği Bu sevdadan fayda yok Geçirmuşuz zamani Deniz, tozlu ayakkabılarını taş basamaklardan çekerken, yıllardır unutmaya çalıştığı o kokuyu tekrar içine çekti. Nemli toprak, çürümeye yüz tutmuş odun kokusu ve biraz ötede, bahçenin en kuytu köşesinde, varlığını bir anıt gibi koruyan kara yemiş ağacı. Ağacın dalları, sanki yıllardır sahibini bekliyormuş gibi evin çatısına doğru hafifçe eğilmiş, beyaz, narin çiçeklerini sergiliyordu. Elindeki eski metal anahtarı avucunda sıktı. Avuç içi terlemişti. Anahtarın dişleri tenine batıyordu ama canı acımadı. Acı, yıllar önce bu kapıyı son kez kapattığında, kalbinin tam ortasına çöreklenmişti zaten. Şimdi sadece bir hatıranın, bir evin, belki de bir ölünün vasiyetini yerine getirmeye gelmişti. "Bu ev satılacak," demişti avukat. Satılacak ve bu zehirli hatıralardan arındırılacaktı. Evin kapısı, Deniz’in itmesiyle gıcırtılı bir inilti çıkardı. İçerisi dışarıdan daha serindi, daha karanlıktı. Sanki zaman, bu evin içinde askıda kalmıştı. Toz zerrecikleri, pencereden süzülen soluk gün ışığında dans ediyordu. Girişte durup bir süre bekledi. Eşyalar yerli yerindeydi; babasının okumayı yarım bıraktığı kitabı hala koltuğun üzerindeydi, annesinin dantelleri sehpanın kenarından sarkıyordu. Her şey orada, olduğu gibi duruyordu. Onlar hariç. Yavaş adımlarla salona geçti. Evin içi bir müze gibiydi; hüzünlü ve hareketsiz. Pencereyi açtığında, içeri dolan Karadeniz’in o keskin, tuzlu rüzgarı perdeleri havalandırdı. Bahçeye baktı. Oraya, o kara yemiş dalının altına baktı. Sanki oradan biri ona bakıyormuş gibi hissetti. Kalbi, uzun süredir uyuttuğu bir korkuyla hızlandı. Hayır, dedi içinden. O artık burada değil. O artık hiçbir yerde değil. Fakat yanılıyordu. Bahçe kapısının o tanıdık, paslı gıcırtısı duyulduğunda Deniz yerinden sıçradı. Pencere kenarından uzaklaşıp verandaya doğru çekildi. Dışarıdan gelen ayak sesleri, toprağın üzerine basan ağır, emin adımlardı. Bu adımları tanıyordu. Bu ritmi, bu ağırlığı, bu hiç değişmeyen ritmi tanıyordu. Teoman. Adam, bahçenin ortasına geldiğinde durdu. Deniz, veranda kapısının gölgesinde, perdeyle duvarın arasında saklanmaya çalışarak onu izledi. Teoman, sanki evin hala sahibi oymuş gibi, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, ağaca doğru baktı. Elleri ceplerindeydi. Üzerindeki o eski, lacivert ceket yine aynıydı. Aradan geçen onca yıla rağmen, sanki zaman onun üzerine dokunamamıştı. Teoman yavaşça başını kaldırdı ve doğrudan verandanın olduğu yere, Deniz’in saklandığı yere baktı. Görmüyordu belki ama hissediyordu. Göz göze gelmekten kaçınan Deniz, geri adım atacakken ayağı eski bir ahşap parçasına çarptı. Ses, sessizliğin içinde bir kurşun gibi patladı. Teoman dondu. Başını çevirmedi, olduğu yerde öylece kaldı. Sonra, sanki bir tiyatro sahnesindeymiş gibi yavaşça verandaya doğru yürümeye başladı. Deniz kaçacak bir yer olmadığını anladığında, kapının pervazına yaslanıp bekledi. Adam verandaya çıktığında, aralarındaki mesafe azaldı. Artık kokusunu alabiliyordu; tütün ve ıslak odun. Teoman’ın yüzü, yorgun bir harita gibiydi. Çizgileri derinleşmiş, bakışları ise o tanıdık, sessiz fırtınayı taşıyordu. "Geleceğini," dedi Teoman. Sesi pürüzlüydü, uzun süredir kullanmadığı bir enstrüman gibi. "Söylememişlerdi." Deniz yutkundu. Boğazı kurumuştu. "Avukatla konuştum. Evi hazırlamam gerektiğini söylediler." Teoman başını salladı, hafifçe. Bir adım daha yaklaştı. Artık verandada, birbirlerinin gölgesindeydiler. "Hazırlamak mı?" dedi. Sesi, bir alay değil, bir kabullenişti. "Bu ev, sen gittiğinden beri hazırlıklı zaten Deniz. Sadece bekliyor." Deniz cevap vermedi. Vermemeliydi. Verecek her cevap, yıllar önce kuramadığı o köprüleri yeniden ateşe verecekti. Hava bir anda ağırlaştı. Karadeniz’in o meşhur, aniden bastıran sağanak yağmuru, sanki bu konuşmayı bekliyormuş gibi bardaktan boşalırcasına başladı. Gök gürledi, şimşek bahçeyi aydınlattı. Teoman hızla verandaya, sundurmanın altına doğru bir adım daha attı. Deniz de kaçınılmaz olarak bir adım geriled…

Bölümün tamamını WritePad'de oku