0.4
Yazar: Nagihan Köse

Sevgili Okuyucu, Bazı bölümleri yazmak gerçekten diğer bölümleri yazmaktan çok daha zordur. Bu bölüm tam olarak öyle bir bölümdü . Umarım bu yolculuğa benimle eşlik ediyorsunuzdur zira sizlerin sayesinde ilerliyorum. Kamu Spotu: Bazen iyileşmek, sadece ayakta kalabilmekle başlar. Keyifli okumalar diliyorum. *********************** Dünya saniyeler içinde alt üst oldu. İçerideki sesler anlaşılmayan uğultulara dönüşüyordu. Burnuma dolan kan kokusu, içeriye girip çıkan kişiler, sedyeden cansızca sarkan el... Göğsüm daralırken bedenimin titrediğini hissediyordum. Nefeslerim ciğerlerime ulaşmıyordu, bağrışlar duyuyordum. Kendimi ayakta tutmaya çalıştığım zırhım bileklerime kadar kan olan ellerimi gördüğümde un ufak oldu. Arkamı dönerek hızla koşmaya başladım. Revir kapısını can havliyle ittiğimde çarptığım omuzlar, bana seslenen sesler hepsi bir uğultudan ibaretti. Koridoru gözüm görmezken yüzüme çarpan keskin soğukla dışarıda olduğumu anladım. Gözlerimi bilinçsizce çevrede gezdiriyordum. Mahşer yeri gibiydi. Yanan trafoların yarattığı is, koşturan askerler, havada yankılanan siren sesleri, her şey beynimdeki uğuldamaya katılıyordu. Koştum. İçinde bulunduğum kabustan kurtulmak istercesine var gücümle koştum. Işıktan, siren seslerinden, burnumdaki kan kokusundan, ellerimdeki kanlardan kaçmak istiyordum. Artık nefes alamadığımı hissettiğimde tökezledim. Dizlerimin bağı çözülürken yanımdaki duvara tutunarak nefes almaya çalıştım. Olmuyordu, boğuluyordum. Bedenimi taşıyamayan dizlerim yere çökmemi sağladı. Ellerimle betona tutunduğumda bulanık görüşüme çarpan kanlı eldivenleri hırsla söküp attım. Nefes nefeseydim, ciğerlerim sızlıyordu. Boğazımdaki kocaman düğüm birdenbire çözüldü. Hıçkırıklarım içerideki kaosu bastırırcasına göğsümden dışarı taştı. Omuzlarım sarsılıyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Boğazımdan kopan sesler geceyi delerken gözlerimin önünde solan bedeni vardı. Dizlerimi kendime çekip sarsılarak ağlamaya devam ettim. Bu az önceki dehşetin ağlaması değildi, yıllardır kapandığını sandığım yaralar onun yaralarının kanadığını görünce açılmıştı. Acı tüm bedenimdeydi, gözyaşlarımla taşıyordu. Ne kadar ağladığımı bilmiyordum. Hıçkırıklarım yavaş yavaş kesilirken dizlerimi yasladığım başımı kaldırdığımda karargahtaki sirenler susmuş tehlikeli bir sessizlik yayılmıştı. İç çekerek buğulu gözlerimi kırpıştırdığımda izlendiğimi hissettim. Bakmadım. Bakmak istemiyordum. Birkaç saniye sonra temkinli adımlarla yanıma yaklaştığında ağlamaktan sızlayan gözlerle gelen kişiye baktım. İç çekişlerim hala durmamıştı. Omuzlarım histerik sarsılmalarla hareketleniyordu. Süha gelmişti. Bana temas etmedi ama yakınımdaydı. Sakin ve kontrollü nefeslerini duyabiliyordum. "Ambulanslar çıktı," dedi. Sesi alçaktı, bilgi verir gibiydi. Sanki kaosun bittiğini anlatmaya çalışıyordu. "Güvendesin, her şey geçti." Bakışları doğrudan yüzümde değildi. Gözlerini sıkıntıyla çevrede gezdirip sözlerine devam etti. "Herkes iyi Mahur, sende evine git. Bu gece yeterince şey gördün, toparlanmalısın." İçim bir nebze olsun rahatladı yine de kendimde kalkacak cesareti bulamıyordum. Süha kalkmadığımı görünce yavaşça yanıma çöktü. Aramızda biraz mesafe bırakmıştı, alanıma saygı duyuyordu. Hiçbir şey söylemeden cebinden bir paket çıkarıp içinden sigarasını alarak dudaklarının arasına sıkıştırdı. Çakmağın metali sürtünme sesiyle çaktı, karanlıkta küçük bir kıvılcım doğdu. Önce kendi sigarasını yaktı, ardından paketten bir dal daha çıkarıp bana doğru uzattı. Titreyen ellerimle sigarayı aldım. Dudaklarımın arasına yerleştirdiğimde Süha çakmağı da uzattı. Onu da alarak titreyen ellerimle çaktım. İçime derin bir nefes çektiğimde saatler sonra nefes aldığımı hissettim. Duman ciğerlerime dolarken göğsümdeki baskı bir parça daha gevşedi. Hala canım yanıyordu ama artık boğulmuyordum. Başımı tekrar dizlerime yasladım. Sessizlik, karargahın üzerinden ağır bir örtü gibi geçiyordu. Kulaklarıma ara ara gelen telsiz cızırdamaları, sigaranın cılız ateşi ve postal sesinden başka bir şey gelmi…