0.3
Yazar: Nagihan Köse

Sevgili Okuyucu, Bu bölümde bazı bakışların, söylenmeyen cümlelerin ve suskunlukların bazen kelimelerden daha ağır olduğunu düşünüyorum. Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi, hissettiklerinizi ve favori sahnelerinizi yorumlarda okumayı çok isterim. Sessiz okuyucular siz de kendinizi belli etmeyi unutmayın. ********************* Karanlık odayı aydınlatan ay ışığı altında aynanın önünde oturuyordum. Yüzümün bir yanı aydınlıkken öteki yarısı karanlıkta kalmıştı. Saatler önceki yıkımımla yüzleşiyordum. İçimdeki düğüm hiç gevşememişti. Gözyaşlarım gözlerime akın ediyor ama akmıyordu, boğazımda yutkunsam bile geçmeyen bir yumru vardı. Zihnim masama inen sert yumruğu, dökülen kalemleri, yıllardır korumaya çalıştığım o profesyonel zırhı sürekli sürekli düşünüyordu. İçimdeki hisler dışıma vururken aynadaki aksimin gözlerine baktım. "Yapamıyorum..." Fısıltım odada kaybolurken omuzlarımdaki yük daha da ağırlaştı. Yapamadığım şey mesleğim değil, yabancı kalmaktı. Ondan uzaktayken, gözüm görmezken her şey çok kolaydı. Onun varlığı çevremdeyken, gözleri gözlerimden ayrılmazken ben sürekli geçmişin pençesine düşüyordum. Yolda gelirken kendime verdiğim söz şu an bana ağır geliyordu. Onun duvarlarını yıkabilirdim fakat o duvarların altında kalacağımı hissediyordum. Derin bir nefes alarak şakaklarımı ovaladım. Bugün bedenim hem ruhen hem fiziken yorulmuştu. Sabahtan beri birkaç sigara ve kahve dışında hiçbir şey mideme girmemiş, hiç dinlenmeden çalışmıştım. Başımın ağrısı şiddetlenirken biraz olsun uyumak istiyordum. Aynadan uzaklaşarak ayağı kalktım. Gece yarısını çoktan geçmişti, susmayan zihnim uyumama izin vermiyordu. Yavaş adımlarla yatağa ulaştığımda battaniyeyi bile kaldırmadan üstüne uzandım. Hava soğuktu ama soğuk zihnimi ve beni diri tutuyordu. Omuzlarımı kasarak yan döndüm ve gözlerimi kapattım. Bedenim irkilerek gözlerimi hızla açtığımda nefes nefeseydim. Ne zaman uykuya daldığımı bile hatırlamıyordum, bedenim dinlenmiş değildi. Ağrıyan vücudumu gevşeterek yataktan sıyrılıp vücudumu gevşetmeye çalıştım. Durmadan çalan alarmı kapatıp yüzümü sıvazladım. Yavaşça ayağı kalktığımda dizlerim hafif titriyor, başım biraz dönüyordu. Ağzımdaki kuruluğu geçirmek için yutkunduğumda sızlayan boğazım ile yüzümü buruşturdum. Soğukta uyumanın etkileri bedenimde yankılarını gösteriyordu. Banyoya geçip yüzümü yıkayıp alışmışlıkla hızlıca hazırlandım. Duş alacak kadar vaktim yoktu zaten saçlarım ve vücudum temizdi. Saçlarımı sıkı bir topuz yapıp üzerime bir ceket takım geçirdim. Hafif ama yorgunluğumu belli etmeyecek bir makyaj yapmıştım. Mideme bir şeylerin girmesi gerekiyordu ama hastayken hiçbir şey yiyemiyordum. Mentollü bir pastili ağzıma atıp kabanıma sıkıca sarılarak evden çıktım. Arabayı sürerken karargaha giden yol normalden çok daha uzun geliyordu. Şehirdeki hava birdenbire soğumuş gibiydi. Arabanın içi sıcak olsa bile üşüyordum. Yol boyunca başımın zonklaması geçmemişti. Karargaha girip arabadan inerken her ne kadar yorgun olsam da bedenimi dikleştirerek adımlamaya çalıştım. Binaya girecekken bedenime çarpan beden ile geriye savrulmuştum. Göğsüme bastırdığım çanta yere düştüğünde dengemi kaybederek duvara tutundum. "Özür dilerim Mahur Hanım, iyi misiniz?" Tanıdık gelen ses ile bakışlarımı adama çevirdim. Doktor Süha ile çarpışmıştık. Çantamı almak için aynı anda yere eğildiğimizde benden önce davranıp çantamı uzattı. "İyiyim, sorun değil." Çöktüğüm yerden kalktığımda yer ayaklarımın altından kayıp gözlerim karardı. Elim boşluğa gidip tutunacak bir şey ararken bedenimi tutan kollar doktora aitti. "Mahur Hanım, iyi görünmüyorsunuz. Renginiz kireç gibi olmuş." Sesi kulaklarıma uğultu gibi gelirken gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. Kendimi yavaşça toparlayarak nazikçe kollarından sıyrıldım. Bedenim soğuk bir buz kütlesinin içinde gibiydi. Başımın içindeki zonklama her geçen saniye daha da artarken cevap verdim. "İyiyim, teşekkür ederim..." Çatallı sesim kulaklarıma dolduğunda sızlayan boğazımla yavaşça yutkundum. Karşımdaki adamın kaşları çatılırken…