0.2
Yazar: Nagihan Köse

Sevgili Okuyucu, Yeni bölümle karşınızdayım. Bu dünyaya ilk adımınızı attınız. Zihninizde bazı sorular oluşmuş, cevapsız kalmış olabilirsiniz. Merak etmeyin canlarım daha yeni başlıyoruz. Kamu Spotu: Her görünen gerçek değildir ve hiçbir yara iyileşmeden kapanmaz. Yolculuğunuz devam ediyor, keyifli okumalar. Bölüm içinde satır aralarında ve bölüm sonunda yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın. Öptüm canım! ****************** Kulaklarıma dolan alarmın tiz sesiyle gözlerimi uyuşukça araladığımda ilk hissettiğim şey boğazımdaki kuruluk ve yüzüme vuran sabahın ilk ışıklarının sıcak hissiydi. Birkaç saniye boyunca gözlerimi kırpıştırarak yavaşça yutkundum. Yatakta gerinerek beyaz tavana baktığımda elim alarma uzanmış kapatmıştı. Kendime gelmem uzun sürmedi. Yataktan doğrulup dağılan saçlarımı elimle tek omzuma toplayarak ayaklandım. Sabahın vermiş olduğu uyuşuk paytak adımlarla banyoya ulaştığımda işlerimi halledip aynadaki yüzüme baktım. Beyaz tenim solgundu, dalgalı siyah saçlarım omuzlarımdan belime doğru sarkmıştı. Banyo dolabının çekmecesindeki makyaj malzemelerimi çıkararak sade ama beni canlı gösterecek bir makyaj yaptım. Şimdi yeşil gözlerim daha canlı daha sağlıklı bakıyordu. Saçlarımı şekillendirmek için makineyi fişe takarak güzel bir fönle dalgalarımı düzenledim. Bugün saçlarımı serbest bırakmak istiyordum. İşimi bitirdiğimde aynadaki aksim beni mutlu eden bir görünüme sahipti. "Hazırsın Mahur, bugün her şey güzel olacak." Diye kendime verdiğim telkinle yüzüme bir gülümseme yerleştirerek mutfağa ulaştım. Eşyalarımı artık tamamen yerleştirmiştim. Enerjim evin her yerine yayılmış gibiydi. Su ısıtıcısını çalıştırıp tekrar odama geçtiğimde dolabımı açarak bordo diz hizama gelen kolsuz bir elbise çıkardım. Elbiseyi hızla üzerime geçirdiğimde bordo topuklu ayakkabılarımı da bularak giyindim. Aynada kendime baktığımda gayet düzenli ve askeriyeye uyumlu görünüyordum. Sivil personel de olsam bazı kurallar benim içinde geçerliydi bu yüzden görünüşüme dikkat ediyordum. Hazırlığım bittiğinde ısıtıcının suyu kaynattığına dair sesini duyup hızla kahvemi hazırlayarak çantamı da alıp yola koyuldum. Kısa yolculuğumun sonunda nizamiye kapısındaki güvenlikten geçerken bir asker camımı açmamı işaret etti. Camı indirerek dikkatimi ona verdiğimde başıyla selam verdi. "Günaydın Mahur Hanım, alay komutanı sizinle görüşmek istediğini söyledi. Odasında sizi bekliyor." Sözleri bittiğinde onu onaylayarak arabamı karargahın otoparkına çekip ana binaya doğru adımladım. Henüz elimdeki çantayı bile bırakma fırsatım olmamıştı. Burası benim bulunduğum binaya göre çok daha hareketli ve kalabalıktı. Alay komutanının kapısına ulaşana dek geçtiğim koridorlarda emir komuta zincirinin sıkı yönetimi hissediliyordu. Odaya ulaştığımda posta beni görür görmez odanın kapısını açarak geldiğimin bilgisini verip beni içeri aldı. Alay komutanı masasında babacan bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Saçlarındaki kırlar, yüzündeki çizgiler canlı gözlerine engel olamıyordu. Vücudu hala birçok gence göre çevik görünüyordu. Saygıyla beklediğimde koltuğu işaret etti. "Mahur Hanım, hoş geldiniz. Kusura bakmayın biraz emri vaki oldu fakat konuşmamız gereken önemli bir durum var." Elimdeki çantayı masaya bırakarak oturduğum koltuktaki duruşumu ona çevirerek anlayışla gülümsedim. "Hoş buldum komutanım, buyurun sizi dinliyorum." Parmakları gerginlikle masanın kenarında gezindikten sonra ellerini birleştirerek masada öne doğru eğildi. "Üsteğmen Yekta Tunalıkar hakkındaki raporunuzu henüz iletmediniz. Rapor ne durumda, bir ilerleme kaydedebildiniz mi?" Sakin bir nefes alıp çantama uzanarak rapor analizlerini çıkardım. Bugün onunla karşılaşmasam bile varlığından kurtulamıyordum. Alay komutanı raporlarımı çıkarırken sabırla beni bekliyordu. Ona ait dosyayı çıkararak en üste koydum. "Komutanım, şu an için raporu netleştirecek bir gelişme olduğunu söyleyemem. Askeriniz klinik iletişim kurmamakta ısrarcı görünüyor." Kelimelerimi özenle seçerek genel durumu özetlediğimde kaşları çatıldı…