Dikenli Açelya

4.Bölüm:Kurtlar Sofrası ve Cam Fanus

Yazar:

Dikenli Açelya – Nisanur Dalkürek kitap kapağı
Dikenli Açelya – Nisanur Dalkürek kitap kapağı

"Kader, en korunaklı cam fanusları bile en karanlık yollardan birbirine bağlar; çünkü kaçtığını sandığın her adım, aslında seni doğrudan bekleyen o kaçınılmaz yangına götürür." Saatler akıp gidene kadar odamdan çıkmadım. O siyah kılıfın fermuarını sonunda yavaşça aşağıya çektim ve içindeki o parçayı gün ışığına çıkardım. Elbisenin tasarımı nefes kesiciydi. Gövde kısmı, vücudu kusursuz bir korse gibi saran, en ince detayına kadar titizlikle dikilmiş sert ve asil hatlara sahipti. Düşük omuzlu kesimi köprücük kemiklerimi açıkta bırakırken, omuz hatlarını çevreleyen siyah, fırfırlı ve kadifemsi detaylar elbiseye adeta tehditkâr bir hava katıyordu. Saten kumaş, odanın loş ışığında bile akışkan bir metal gibi parlıyor, belimden kalçama doğru kusursuz bir uyumla iniyordu. Kalçadan aşağıya doğru balık formunda daralan kesim, etek uçlarına doğru dalgalanarak yerdeki siyah kuyrukta son buluyordu. Belimin sol kısmından dökülen ve yerlerde süzülen o kumaş katmanı, hareket ettikçe arkamda ağır bir gölge bırakıyordu. Aynadaki aksime baktığımda, gördüğüm kişinin ben olmadığını fark ettim. Bu, korumaların arkasında saklanan Açelya değil; babasının dünyasına, Bozkurt ailesinin varisine yaraşır karanlık bir kraliçeydi. Saçlarımı omuzlarımdan dökülecek şekilde doğal dalgalarla serbest bırakırken, yüzüme hafif ama keskin bir ifade veren sade bir makyaj yaptım. Aşağıdan gelen araç sesleri, hazırlıkların tamamlandığını ve o kaçınılmaz anın kapıya dayandığını haber veriyordu. Salona indiğimde babam Onur Bozkurt ve annem Efsun kapının önünde beni bekliyorlardı. Babam siyah takım elbisesiyle her zamanki gibi heybetli ve korkutucuydu; fakat beni o gece mavisi zırhın içinde gördüğünde gözlerindeki gurur dalgası parladı. Annem ise bana bakarken yutkundu, gözlerinde derin bir endişe dolaştı ama belli etmemeye çalıştı. "Hazırım," dedim, sesimin olabildiğince net çıkmasını sağlayarak. Babam kolunu bana uzattı. Koluna girdiğimde parmaklarımın hafifçe titrediğini hissetti ama bir şey söylemedi; sadece elini elimin üzerine bastırıp güven veren bir baskı uyguladı. ~ ~ ~ ~~ Davetin verileceği mekan, Boğaziçi’nin gözlerden uzak, tarihi ve yüksek taş duvarlarla çevrili devasa bir yalısıydı. Yol boyunca arabanın camından dışarıyı izlerken göğsümün ortasındaki o sıkıntı nefesimi kesiyordu. Yalının önüne geldiğimizde binlerce koruma kapıda kuş uçurtmuyordu. Arabadan indiğimiz anda yeraltının sessiz ama keskin bakışları üzerimize dikilmişti. Babamın koluna girerek o ağır, oymalı ahşap kapılardan içeri adım attığım an, içerideki boğuk uğultu sanki bir komut almış gibi yavaşça azaldı ama tamamen kesilmedi. Salon, dışarısı kadar karanlık ve ürkütücü bir ihtişama sahipti. Devasa kristal avizelerin loş ve sarımsı bir ışıkla aydınlattığı bu devasa mekanda, uzun bir masa yerine salonun tamamına yayılan, her biri siyah örtülerle kaplı şık yuvarlak masalar yer alıyordu. Masaların etrafında ailelerin liderleri ve korumaları ellerindeki kadehlerle ayakta duruyor, sessiz ama bir o kadar da tehlikeli bir satranç maçı oynar gibi etrafı süzüyorlardı. Her an patlamaya hazır bir barut fıçısının içindeydim. Babam, annem Efsun ve ben birlikte içeri girdiğimizde, en önde olmamıza rağmen kalabalığın ve masaların yerleşimi yüzünden herkes bizi aynı anda net bir şekilde göremiyordu. Yavaş adımlarla salonun içine doğru ilerliyor, üzerimdeki o gece mavisi saten elbisenin bacağımda bıraktığı serinliği ve sırtımdaki dik duruşumu korumaya çalışıyordum. Annem, babamın diğer yanında, o sakin ve asil duruşuyla bana destek olurcasına sessizce yürüyordu; onun bu dışarıdan belli etmediği ama derinden hissettiği endişesini omuzlarımda taşıyordum. İnsanların bakışları üzerimizde geziniyor, fısıldaşmalar aralarında dalga dalga yayılıyordu. Kimi şaşkınlıkla babama bakıyor, kimi ise ilk defa ortaya çıkan bu "Bozkurt varisini" çözmeye çalışıyordu. Salonun o boğuk havası, üzerimize çevrilen gözlerin ağırlığıyla biraz daha daralıyor, her adımım sanki görünmez bir ipin üstünde yürüyormuşum gibi hissettiriyord…

Bölümün tamamını WritePad'de oku