2.Bölüm:Karamel Kokulu Sığınak
Yazar: Nisanur Dalkürek

“ Gözlerini kapatsan da kaçamayacağın yüzler vardır.Çünkü bazı insanlar zihnine bir mühür gibi kazınır.” 1Hafta Sonra… Defne’nin doğum gününün üzerinden tam bir hafta geçmişti. Aklım hala söylediği son sözde kalmıştı.Bana ait olan birinin olduğunu sanmıyordum.Daha önce kimseye aşık olmadım bile. Şu sözü kafama çok taktım diye kendime kızdım.Saçma sapan bir cümleydi işte.Defne niye böyle saçmaladı? O Atlas denen adamı gördüğümden beri niye aklımdan çıkmıyor?Muhtemelen beni çok fazla sinirlendirdiği için.Hem o Atlas denen adam hemde Defne’nin saçma cümlesi kafamı ağrıtmıştı.Aklımdaki düşünceleri dağıtmam lazımdı. En son mutfağa girip,kendime tatlı yapmaya karar verdim.Ne zaman morlaim bozuk olsa veya aklım dolu olsa mutfağa girerdim.Mutfakta huzur buluyordum. Aşçılarımız beni gördükleri an yine herzamanki gibi beni göndermeye çalıştılar. “Açelya Hanım,lütfen siz yorulmayın.Bize istediğiniz yemeği veya tatlıyı söylemeniz yeterli,hemen yaparız.”Sürekli aynı cümleyi kurup beni göndermeye çalışsalarda,ben her seferinde onları dinlemez kendim yapmak istediğimi söylerdim ve mutfağa girerdim. “Gerçekten sizden kaynaklı bir sorunum yok.Sadece mutfakta vakit geçirmeyi seviyorum ve mutfakta huzur buluyorum.Lütfen kendinizi suçlu hissetmeyin.Hem dinlenmek sizinde hakkınız.Bir süre dinlenebilirsiniz.” Aşçılar mahcup bir şekilde mutfaktan çıkarken,nihayet o devasa tezgahla baş başa kalmıştım.Derin bir nefes aldım.Buzdolabını açıp malzemeleri çıkardım.Bitter çikolatanın o ağır ve acı tadından nefret ederdim.Hayatım zaten yeterince acıydı,tatlımda buna yer yoktu.Kendime bol sütlü,bol fındıklı ve karamel dolgulu bir kurabiye yapmaya karar verdim.Hani o ısırdığında insanın içini ısıtan cinsten. Unu tezgaha koyarken ellerimin titrediğini fark ettim.Lanet olsun.Hala o adamı düşünüyordum.“Atlas…”diye mırıldandım.İsmi bir şarkı gibi değil,bir uyarı levhası gibi zihnimde yankılanıyordu.Hayatım boyunca bırakın bir sevgiliyi,karşı cinsle el sıkışmışlığım bile olmamıştı.Şimdi ise tanımadığım bir adama “Öküz”diye bağırmış olmanın verdiği o garip, adrenalin dolu pişmanlığı yaşıyordum. Kurabiye hamurunu yoğururken, Defne’nin sesi yine kulaklarımda çınladı. “Sana ait olan,seni bulur.” “Beni bulsa bulsa bela bulur Defne,”dedim kendi kendime. Hamura şekil verirken mutfağın kapısı yavaşça aralandı.Annem Efsun gelmişti. “Yine mi mutfaktasın güzelim?” diyerek yanıma yaklaştı.Elini saçlarıma uzatıp,yüzüme dökülen birkaç perçemi şefkatle kulağımın arkasına itti.“Ne zaman zihnin bir şeylere dolu olsa,kendini buraya kapatıyorsun.Yine ne yapıyorsun bakalım?” Elimdeki hamuru yuvarlamaya devam ederken başımı hafifçe anneme doğru çevirdim.“Kurabiye yapıyorum anne.Bol sütlü,karamelli.Fındıkta koyacağım içine.” Annem tezgahın diğer ucuna kalçasını yasladı ve beni izlemeye başladı.Annemin yine o her şeyi sezen bakışları üzerimdeydi ve bu bakışları beni geriyordu.Neyse ki AVM’deki o korumaları atlatma olayından hala haberi yoktu.Olsaydı zaten şu an böyle sakin kalmazdı. “Defne’nin doğum gününden beri bir garipsin,”dedi annem,bakışlarını üzerimden çekmeden.“Sanki buradasın ama aklın başka bir yerde.O gün bir şey mi oldu?” “Yok bir şey,”dedim hemen,sesimin normal çıkmasına özen göstererek.Hamura birden fazla sert bastırdığım için karamel dolgusu kenarından hafifçe taştı.Parmak ucumla kurabiyeyi düzeltirken devam ettim.“Sadece…Defne’nin o gün söylediği bir söz kafama takıldı.Önemli bir şey yok.” “Ne söyledi ki?”diye merakla sordu annem. “Sana ait olan,seni bulur,dedi”Derin bir nefes alıp kurabiyeleri tepsiye dizdim.“Saçmalık işte.Benim gibi hayatı korumalar arasında,dört duvar içinde geçen birini kim,nasıl bulacaksa?” Annem duyduğu sözle birlikte derin bir iç çekti. Yüzündeki o tebessüm yavaşça soldu, yerini babamın dünyasından aşina olduğum o tanıdık ağırlığa bıraktı. "Kaderin ne zaman, nereden geleceğini bilemezsin Açelya," dedi usulca. "Bazen kaçtığın şey, tam da senin ait olduğun yerdir. Ben de babanla tanışmadan önce çok başka bir hayatın hayalini kuruyordum ama kendimi…