🔱 DERİNLİĞİN KANI: KANLI BEŞİK

Bölüm 2

Yazar:

🔱 DERİNLİĞİN KANI: KANLI BEŞİK - ÖTÜKEN KALEMİ 00 Kalem kitap kapağı
🔱 DERİNLİĞİN KANI: KANLI BEŞİK kitap kapağı

​🔱 DERİNLİĞİN KANI: KANLI BEŞİK ​BÖLÜM 2: SARAYDAKİ YILANLAR VE MAVİ SAKLANBAÇ ​Okyanusun binlerce fersah altındaki kadim deniz krallığı Atlantika, ölümlülerin dünyasındaki hiçbir ihtişama benzemezdi. Saray, bin yıllık devasa beyaz mercanların, ışık saçan su altı kristallerinin ve okyanus tanrılarının kemiklerinden oyulmuş mermer sütunların üzerine kurulmuş devasa bir mimari harikasıydı. Yukarıdaki insanlar burayı bir cennet sanırdı; çünkü suların arasında süzülen renkli deniz canlıları, sarayın pencerelerinden yansıyan büyüleyici mavi ışıklar ve asırlık su altı müzikleri dışarıdan kusursuz görünüyordu. Ancak bu ışıltılı yüzeyin tam altında, karanlık dehlizlerde saklanan taht kavgaları, zehirli fısıltılar ve kan kokan sırlar krallığı içten içe çürüten birer canavardı. ​Prens Dylan, göğsüne saplanan o feci ve anlamsız sancıyla taht odasının soğuk mermerlerine kapaklandığında, sarayın o büyüleyici havası bir anda buz kesti. Parmaklarının arasından sızan mavi kan, kristal zemindeki işlemelerin arasına sızıyordu. Dylan nefes alamıyordu; okyanusun en güçlü prensi, suyun tam kalbinde boğuluyordu. ​Sarayın devasa, gümüş kakmalı kapıları ağır ağır, tekinsiz bir gürültüyle açıldı. İçeriye, üzerinde deniz kabukları ve en nadide incilerle işlenmiş saf beyaz bir ipek pelerin olan Kraliçe Mireia girdi. Topuklarının kristal zeminde çıkardığı ritmik ses, odadaki ölümcül sessizliği baltalıyordu. ​Yüzünde abartılı, adeta tiyatral bir endişeyle Dylan’a doğru koştu. Dizlerinin üzerine çöküp, o buz gibi, cansız ellerini Dylan’ın ıslak yüzüne koydu. ​"Aman Tanrım! Dylan! Canım oğlum, neyin var senin?" dedi, sesi o kadar şefkatli, o kadar anaç çıkıyordu ki, salondaki tüm muhafızlar onun bu çocukları canından çok sevdiğine yemin edebilirdi. Mireia, yirmi yıl önceki o katliam gecesinden sonra Kral Kaelen ile evlenmiş ve sarayın yeni kraliçesi olmuştu. Geldiği günden beri Dylan’a, David’e ve Alex’e bir öz anne gibi yaklaşmış, yaralarını sarmış gibi görünmüştü. Ancak bu sadece kusursuz bir maskeydi. ​Mireia, Dylan’ın omuzlarını sıvazlarken başını arkaya doğru çevirdi. Tahtın arkasında, sütunların gölgesinde korkuyla saklanan kendi öz oğluna, henüz on iki yaşında olan üçüncü prens Caelum’a gizlice baktı. Kraliçenin gözlerinde anlık, ölümcül bir parıltı belirdi. Mireia tam bir yılandı. Dylan’ı ve abilerini sever gibi görünüyor, arkalarından ise her gün mezarlarını kazıyordu. Onun tek bir gayesi vardı: Tahtın bu deli fişek, savaşçı üç kardeşe değil, kendi doğurduğu safkan oğlu Caelum’a kalması. Dylan’ın bu gizemli sancıyla yataklara düşmesi ya da aklını kaçırması, kraliçenin sinsi planı için okyanusun sunduğu en büyük hediyeydi. ​"Kralım!" diye seslendi Mireia, tahtta öfkeyle oturan Kral Kaelen’a bakarak. "Bu çocuğun durumu hiç iyi değil. Karadan gelen o pis kokulu ölümlü büyüleri, onun asil kanını zehirliyor olmalı. Onu hemen şifacıların odasına kapatmalı, dış dünyayla bağını tamamen kesmeliyiz." ​En büyük abi David, kılıcını sertçe kınına soktu. Kraliçenin bu yapmacık, iç bayıltan tavırlarından ve sarayda yirmi yıldır süren bu kasvetli, gizemli suskunluktan artık tiksiniyordu. Adımları mermerleri çatlatacak kadar sertti. Öne atıldı, kraliçenin yapay ellerini Dylan’ın üzerinden sertçe itti ve Dylan’ın ıslak zırhının yakasından tutarak onu ayağa kaldırdı. ​"Çekil be kadın!" diye kükredi David, kraliçeye bakarak. Sonra gözlerini Dylan’ın fırtınalı mavi gözlerine dikti. "Açıl artık Dylan! İçimiz bayıldı, ruhumuz daraldı bu lanetli sarayda! Yetti artık senin bu gizemlerin, bu her gece acıyla kıvranmaların! Ne saklıyorsan dök ortaya!" ​On yaşındaki o fırtınalı çocukluktan devasa, omuzları yara izleriyle dolu bir komutana dönüşen Alex de abisinin yanına geldi. Elini Dylan’ın omzuna koydu. "Yıllardır içinde bir fırtına koptuğunu biliyoruz, Dylan. Kardeşiz biz. Birbirimizin ciğerini biliriz. Her gece sarayın muhafızlarını atlatıp o fısıltıların, eski efsanelerin peşinden okyanusun en ücra köşelerine kaçtığını da biliyoruz! Ama şimdi göğsünü yırtan, seni buraya…

Bölümün tamamını WritePad'de oku