İki Damla Yaş
Yazar: sehregiz

"Değil hayatın tesadüflerden ibaret olduğuna tesadüfün varlığına da inanmam. karşınıza çıkan ufacık bir çakıl taşının bile hikayesi vardır, o noktaya onu getiren tesadüfün sihirli parmakları değil tercihlerinin getirisi olan kaderidir. Yani başınıza gelen her şey siz sorumluluğunuzdur. Beni bu noktaya getiren kader çakıl taşına biçtiği hikayeden biçmemiş aksine denizin ortasında sudan yontunan bir kayanın kaderini biçmişti. Estağfurullah, şikâyet ettiğimden değil, tek serzenişim elde etmek için dünyayı alt üst etmemi gerektiren her işi etrafımdaki insanların iki damla yaş dökmeden ulaşmasıydı. Bazen suyun çarpışı kayayı ortadan ikiye yarar, sonrada suya karışır diğer yarısı, kaybolur. Arkasından yanar eksildim diye üstünden gidenin koca bir yük olduğunu bilmeden. Bana benziyor biraz ama ben kaya kadar sert değil, çamur kadar yumuşak bir yapıya sahibim, bana su gelse çaktırmadan akar giderim, ne eksilen olur ne de artan. Milyonlarca kum tanesi içinde yalnız kalmayı başarmış bir kumum ben, su gelip beni götürse kim fark eder biri gelip tam üstüme bassa kaç tanesi merak eder; hiç tanesi." Mutfaktan gelen ses Deniz'in dikkatini dağıtmış, kafasını gömdüğü defterden bir an olsun başını kaldırmasını sağlamıştı, doğrusu kör ya da kambur kalmaması hayret ettiriyordu arada hareket etmesi veya su içmesi gerekse bile defterinden uzaklaşmasına yetmiyordu. Hayallerini yazmak geçmişten, bu gününden ve geleceğinden bahsetmek tutku haline gelmişti, bırakamıyordu. Geleceği bu gününden başladığından kısa süreliğine o defterden ayrılmayı göze almış ve bomboş olan dükkanın eski sahibinden kalma kahvehane taburesinden kalkarak mutfağın demir kapısına kadar gelmişti. Olmasından korktuğu en kötü şey başına gelmişti. Tahmin etmesi çokta zor değildi, gecenin bu saatinde kimse hoş geldin keki getirecek değildi, küflenmiş tahta rafların arasına insandan ziyade daha minik canlılar ilgilenirdi. Deniz kapıyı açtığı ilk an neredeyse küçük dilini yutuyordu. Mermer zeminde 10'dan fazla fare kol geziyordu. Orası onların yeriydi, yabancı olan Deniz'di. Çığlık atmaya ses teli yetmiyordu, zaten çocukken atamadığı çığlıklar yüzünden sesi ona küsmüştü. Bu saatte kimseyi rahatsız etmek istemedi ışıkları kapattı, oturduğu tabureyi de alıp dükkanın dışına attı kendini. "Bir işimde rast gitse şaşarım zaten! Okula giderim yanar, ev tutarım satılık çıkar, dükkan alırım fareler basar!" Sinirle oflarken elinin tersi ile ovaladı gözlerini. Çok geçmeden dükkanın camekan tarafından bir adam belirdi. İki elini arkadan birleştirmiş cesur bir görüntüsü vardı, içinden; tüm fareleri tek eliyle yakalar dışarıya atar diye geçirdi. "Yalnız o hayvanlar siz gelmeden önce de oradaydı." İstemeden de olsa Deniz'in dudaklarından gülme tınısı çıktı. Yetmedi sen de zıtlaş benimle diyordu içinden. "Onları rahat bırakayım mı diyorsunuz?" "Yani bir konuşun derim, belki kiraya ortak olurlar." İkisi de bu anlamsız sohbetten oldukça keyif aldıklarını tebessüm ederek belli ediyorlardı. Deniz ilk defa kimyası uymak kelimesini anlamıştı. Kimyasallar mı bilmiyordu ama uyuştukları aşikardı. Heybetli adamın gülüşleri, karanlıkta bile parlayan mavişleri Deniz'in topraklarından başka yere bakmıyordu. "Sizin farelere işler iyi gitmedi herhâlde?" "Eh işte. Kira konusunda anlaşamadık diyelim." Saçları hafif ıslak duruyordu, Deniz bu durumu fark etse bile açıkça 'duş mu aldınız?' diyemedi. Onun yerine onu daha sıcak bir yere davet etmeye karar verdi. "İçeriye gelmez misiniz sıcak çikolata vardı." Deniz kalktığı tabureyi tekrar alırken eğdiği kafası kapıyı gösteriyordu. Uzun boylu adam başıyla onaylayınca açılan kapıdan ilk adımı atan yine Deniz olmuştu, tabureyi kapının önüne barikat olarak koyarken kapalı olan ışıkları da açtı. Böylece dükkanına ilk giren kişiyi, yani yunan heykelini daha net görebildi. "Aşçılarınız insan değil mi?" Sahte bir sinirle göz devirirken gülümsemeden edemedi, bu adamı gördüğü andan itibaren ne dese bilemiyor her kelimesini dikkatlice dinlemek istiyordu, onda bir şeyler vardı. Sons…